Çocuğa Çocuk Bakışıyla Bakabilen Bir Edebiyat, Nesne Çocuktan, Özne Çocuğa

Fatma Betül Özkan | 05.07.2020


"Çocuğun yüzyıllar içinde nesne durumundan, özne durumuna geçişiyle, çocuk edebiyatı diye ayrı bir alana ihtiyaç duyulmuştur. Çocuk edebiyatının ortaya çıkışı Batı modernleşmesi ile ilişkilidir. Batı’da çocukları eğitmek için kurulan okullar ve çocuklar için ayrı bir eğitim müfredatı gerekliliği, onlar için okunacak hususi bir yayına olan ihtiyacı ortaya çıkarmıştır. Okullar sayesinde çocukluğun sınırları genişlemiş olsa da bu dönemde hâkim olan çocuk anlayışı hâlâ çocuk bakışından uzaktadır."

 

 

“Aslolan edebiyat ve sanattır.” (Şirin 103)

 

İlk basımı Kapı Yayınları tarafından 2016’da yapılan Çocuk, Çocukluk ve Çocuk Edebiyatı Mustafa Ruhi Şirin tarafından kaleme alınmıştır. Elimde bulunan ve Uçan At Yayınları’ndan çıkan kitabın 2. baskısı ise Ekim 2019’da yayımlanmıştır.  Kitabın ilk bölümlerinde edebiyat nedir, edebiyatın işlevi nedir, çocuk edebiyatı nedir, çocuk ve ilk gençlik edebiyatı nedir, bunların sınırları nelerdir sorularına cevaplar aranmıştır. Bu doğrultuda metninde edebiyattan çocuk edebiyatına doğru nasıl bir yönelme olduğuna, edebiyat ve çocuk edebiyatına dair tartışmalara yer veren Mustafa Ruhi Şirin’e göre, çocuğu anlayan edebiyat, çocuğun kendine özgü dünyasını anlatan edebiyattır. Bu edebiyatın çocukluğu, çocukluğun dili ve mantığı ile anlatması gerekir (25, 26). Çocukluk düşüncesinin 16. yüzyıldan itibaren oluşmaya başlaması sebebiyle, o zamana kadar çocuk edebiyatı gibi alanlar oluşmamıştır. Fakat 18. yüzyıla gelindiğinde çocuk hâlâ, “edebiyatta sıkıcı, dikkat çekmeyen bir varlık ve bir nesne” durumunda bulunmaktadır (Şirin 27).

 

Çocuk edebiyatı Batı’da 18. yüzyılın ortalarından itibaren edebiyattan ayrı bir alan olarak gelişmeye başlar. Çocuğa görelik ilkesine göre ortaya konulan eserler modern çocuk edebiyatının başlangıcı sayılmaktadır (Şirin 26). Çocuk ve ilk gençlik edebiyatının edebiyattan ayrılmasının esas sebeplerinin ardında pedagojik nedenler yatar (Şirin 27). Çocuğun yüzyıllar içinde nesne durumundan, özne durumuna geçişiyle, çocuk edebiyatı diye ayrı bir alana ihtiyaç duyulmuştur. Çocuk edebiyatının ortaya çıkışı Batı modernleşmesi ile ilişkilidir. Batı’da çocukları eğitmek için kurulan okullar ve çocuklar için ayrı bir eğitim müfredatı gerekliliği, onlar için okunacak hususi bir yayına olan ihtiyacı ortaya çıkarmıştır. Okullar sayesinde çocukluğun sınırları genişlemiş olsa da bu dönemde hâkim olan çocuk anlayışı hâlâ çocuk bakışından uzaktadır. Şirin’e göre Pollyanna, Heidi, Küçük Lord gibi kitaplar idealize çocuk tipinin ağırlıkta olduğu ve çocuk için yazılmamış olan, yani çocuğun nesne olduğu döneme ait olan kitaplardır. Öte yandan 80 Günde Devri Alem, Define Adası, Alis Harikalar Ülkesi’nde ve Oliver Twist gibi eserler ise hem yetişkin hem de çocuk klasikleri arasında anılmaktadır (82). Çocuk bakışıyla yazılan edebiyat çocuğu özneleştiren bir edebiyattır, hâliyle bu edebiyat aynı zamanda yetişkinler içindir (Şirin 84). Çocuğu özne kabul eden edebiyatta da her şeyden evvel ön planda olan, olması gereken husus “estetik dil dizgesi”dir. Şirin, edebiyatın mesaj-ileti kaygısı taşımasına karşı değildir, sadece Andre Breton’un dediği gibi: “Edebî bir eserde ileti meyvenin içindeki gıda gibi olmalıdır.” (88) Yazar, bu hususa uygun en iyi örneğin Küçük Prens olduğunu düşünmektedir. Zira Şirin’e göre, Antonine de Saint Exupery’nin bu eserinin çocuklar tarafından ilgi görmesinin en büyük nedeni, yazarın çocuk gerçekliğine uygun, çocuk bakışını yansıtan, estetik bir dil dizgesi kullanmasıdır.

 

 

 

Şirin’e göre çocuk bakışı, çocuğu birey kabul eden, onun doğallığını öyküye katan, “çocuk dürbünü” ile bakan ve gören, çocuk için yazdığını bilen sanatkârın yapabileceği bir ustalık işidir (91). Ancak bu dili kullanabilen, bu bakış açısını yakalayabilen sanatkârlar “hakiki çocuk edebiyatı yazarı”dır ve hakiki çocuk edebiyatı yazarlığı sonradan edinilebilen bir yeti değildir, kişinin sonradan bu dili öğrenmesi pek de mümkün değildir (94). Bu yeti sanatkâr kişinin içinde vardır ya da yoktur. Öznesi çocuk olan, çocuk bakışıyla yazılan, poetik-estetik dil dizgesiyle işlenen, çocukların yanı sıra yetişkinler tarafından da ilgiyle okunabilen eser ‘çocuğa göre’lik ilkesiyle bezeli olan eserdir (Şirin 104). Söz konusu eserin okur kitlesini yaş gruplarına göre ayıramayız, pedagojik, politik, ideolojik yönüyle değil sanat yönüyle ön planda olduğunu görürüz. İşte bu eser, şiir de olsa, öykü de olsa, roman da olsa türü ne olursa olsun yazarın tabiriyle, “hakiki çocuk edebiyatı”dır.

 

Çocuk Edebiyatının Gelişim Aşamaları ve Temel Kavramlar

“Çocuk edebiyatı, Batı merkezli bir çocuk modernleşmesi projesidir.” (Şirin 62) diyen Şirin’e göre, Batı Rönesans ve Aydınlanma sonrasında kendini yenileme bilincine ulaşmıştır, modern çocuk tasarımı çocuğu giderek özneleştirmeye, onu tanımaya ve anlamaya yönelik bir hâle gelmiştir (62).  Batı’da 18. yüzyılın ortalarında oluşmaya başlayan çocuk edebiyatının Türkiye’de tartışılmaya başlanması oldukça yakın bir zamana rastlar. İlk önce Batılı bazı eserlerin Türkçeye çevrilmesi ile yani tercüme ile edebiyatımızda çocuk edebiyatı başlamış olur (Şirin 28, 29). Bizim geleneğimizde de tıpkı Batı geleneğinde olduğu gibi çocuğa bir özne olarak bakılmadığı için o güne dek çocuk edebiyatı diye bir alan oluşmamıştır. Geleneğimizde çocuk özneye Tanzimat Dönemi itibariyle yönelim olmuştur (Şirin 69).

 

Şirin, çocuk edebiyatının gelişim aşamalarını üç döneme ayırmaktadır. Çocuk edebiyatında amaç ve işlev değişikliğinin sebebi, “modernizm ve ona bağlı olarak gelişen çocuk modernleşmesidir,” (33). Çocuklar için kitap yazılmaya başlandığında, yani ilk dönem çocuk edebiyatında, “çocukluk bilinci” oluşmamıştır. Kitaplar daha ziyade eğitici ve fayda sağlama merkezlidir, yani içerik biçimden önce gelmektedir. Hatta bu dönemde biçimin adı bile yoktu demek mümkündür. İkinci dönemde çocuğun gelişimi itibariyle yetişkinden farklı özelliklere sahip olduğu fark edilmeye başlanmıştır. Üçüncü dönemde ise “çocuğa görelik” kavramı idrak edilmiş ve nesne çocuktan özne çocuğa geçişle birlikte çocuğa uygun kitap yazma anlayışı gelişmeye başlamıştır (Şirin 34).

 

Şirin, modern çocuk edebiyatında üç temel kavram olduğunu düşünmektedir: ‘çocuk bakışı’, ‘çocuğa görelik’, ‘çocuk gerçekliği’ (31). Dağlarca’ya göre, “çocuğun baktığı yerden bakan, onun gördüğünü gören yazar: Bu çocuk ne istiyor/Yüzüne baktığım an” sorusunu sorabilen yazardır (Şirin 32). Şirin, “çocuk bilinci” ve “çocuk bakışı”nı besleyen ana damarın “estetik çocuk dili” olduğunu düşünmektedir (47). ‘Çocuğa göre’liği belirleyen husus, ‘çocuk bakışı’ ve ‘çocuk gerçekliği’ne dayalı pedagojik ve estetik çocuk dil dizgesidir (Şirin 49). Şirin için edebiyat ve sanat aslında hem çocuk hem de yetişkin içindir, bu sebeple de çocuklar için yazılmadıkları hâlde çocuklarca da zevkle okunabilen eserlere (kanonik eserler) örnek olarak: Gulliver’in Gezileri, Pinokyo, Küçük Prens ve Momo’yu vermektedir (49). Şirin ayrıca sık sık yazarın ancak “içindeki çocuğun” yaşaması ile gerçek manada çocuksu bir edebiyat üretebileceğini vurgulamaktadır (50).

Şirin çocuk edebiyatı tartışmalarına devam ederken “yeni çocukluk” ve “yenilikçi çocuk edebiyatı” kavramlarından da bahseder. Burada bahsi geçen yeni çocuk medyanın etkisiyle dünyadan, gelişmelerden fazlasıyla haberdar olan, bilgi sahibi olan çağımızın post modern çocuklarıdır. Şirin burada Neil Postman’ın yeni çocukluk için kullandığı çocuk-yetişkin ve yetişkinler için kullandığı yetişkin-çocuk kavramlarından bahseder. Şirin’e göre çocuk veya yetişkin ayırt etmeksizin herkese aynı bilgiyi aktaran televizyon sayesinde çocuk ve yetişkin arasındaki farklılık ortadan kalkmaya başlamıştır (63). Peki bu yeni çocuğun edebiyatı nasıl olmalıdır? İşte bu sorunun cevabı bizi yine yazarın en başından beri anlatmaya çalıştığı; didaktiklikten uzak, eğitici-öğretici olmaktan önce estetik-poetik çocuk dil dizgesine sahip olan, sanat eseri değerinde bir edebiyat olmalıdır cevabına götürmektedir.

 

 

Türkiye’de 1980 sonrasında ‘çocuğa göre’ ve ‘çocuk gerçekliği’ne dayalı yenilikçi çocuk edebiyatı kendini göstermeye başlamıştır (72). Mustafa Ruhi Şirin, Çocuk Vakfı’nın kurucusu ve Türkiye’deki çocuk hakları savunucularının önde gelen isimlerden birisi olarak çocuklara okumanın sevdirilmesi ve okumanın alışkanlık hâline getirilmesi için aile ve toplumun birlikte hareket etmesinin toplumsal bir ödev olduğunu düşünmektedir. Şirin’e göre bu süreç, erken çocukluk döneminden başlayıp ilk gençlik çağını da içeren, kapsamlı bir “Okuma Kültür Programı”na dönüştürülmelidir (73). Yazar, çocuk ve ilk gençlik edebiyatında kanon tartışmalarından sonra MEB’in, hangi kriterlere dayandığı belirsiz olan, ilk ve ortaöğretim öğrencileri için ayrı ayrı zaruri kıldığı, iki ayrı 100 Temel Eser’in (resmî kanon) hangi metot ve yöntemle okunacağına dair bir planın dahi olmamasından bahseder. Ayrıca bu eserlerin 23 tanesi konu, içerik ve anlatım bakımından yetişkin bakışına ve yetişkin dil dizgesine göre yazılmışlardır. Hatta içeriği ve dili itibariyle çocuk okurun duygu ve düşünce sağlığını negatif yönde etkileyecek bazı eserler bile söz konusu okuma listesinde mevcuttur (Şirin 172).[1] Listelerin çocuklar için “zorunlu” olması, çocuk-kitap etkileşimini sağlamaktan uzak olup çocuklar için cezalandırıcı bir yük durumuna gelmektedir. Üstelik zorunlu okuma listelerinin yaygınlaşması, çocuk ve ilk gençlik edebiyatına ilgiyi azaltmaktadır. En büyük sorun ise ilk ve ortaöğretimdeki edebiyat derslerinin, edebiyat metinlerinin nasıl okunacağını öğretmekten uzak olup, daha ziyade edebiyat tarihi veren dersler olmasıdır (Şirin 173). Ayrıca listelerdeki kitapların tamamına yakını asıl metnin anlam ve içerik kurgusu bozulmuş olan kitaplarken; bazıları ise çevirmen adları bile verilmemiş olan kitaplardır (Şirin 174). Dolayısıyla bu açılardan bakıldığında telif eserlerinin tahrifi bile söz konusudur. Hangi kritere göre hazırlandığı belli olmayan, çocuklar için uygun olmayan dil, anlatım ve içeriğe sahip, üstelik kendi çocuk edebiyatı kaynaklarımızdan neredeyse hiç yararlanmayan, özensizce hazırlanmış bu listelerin temel eserler adı altında çocuk okurlara zorunlu bir ödev kılınmasından vazgeçilmesi için gayret edilmesi bir zorunluluk olarak önümüzde durmaktadır. Şirin, mevcut zorunlu okuma listeleri yerine, estetik kaygıların ön planda olduğu bir okuma listesi hazırlanmasını önermekle birlikte, bu listeyi hazırlayacak kişilerin de alana hâkim kişileri bir araya getiren “Çocuk ve İlk Gençlik Kitapları Konseyi”  adlı bir kurul olması gerektiğini de belirtir (174).

 

Çocuk ve İlk Gençlik Edebiyatında Kanon Tartışmaları

Türkiye’de bırakalım çocuk ve ilk gençlik edebiyatını, genel edebiyat hususunda bile kanon tartışmaları henüz çok yenidir diyen Şirine’e göre, edebiyatta kanonun ölçüsü, “kabul görmüşlüktür” (113). Batı’daki çocuk edebiyatı kanon tartışmaları çocuk klasikleri üzerinden yapılmıştır. Kanonu belirleyen kıstas ise “edebî değer” ve “estetik saygınlık” meselesidir (113). Kanon meselesi hakkında Şirin’in tartışmaya açtığı mesele kanonu kimin belirlediği ve hangi kritere göre belirlediği meselesidir. Şirin’e göre kanonu belirleyen kişiler söz konusu alanın yazın çevresi ve akademik otoriteler olabilir fakat, bu da tek başına yetersizdir (114). Çocuk edebiyatı kanon tartışmalarında, kanonu belirleyen kriter pedagojik kaygının dışında estetik ölçütler olmalıdır. Bu listelerin belirlenmesinde en çok okunan kitaplar da bir kriter olabilir, ancak en mühim olanı “estetik kaygı” olmalıdır (115). Hiçbir kitap çok okunduğu için klasik kabul edilemez ve bir eserin kanonik eser kategorisinde anılmasını belirleyen kriterler çoğu zaman “geleneksel eğilim” ve geleneksel eğilimi belirleyen “iktidar” olmuştur (116).  Türkiye’de resmî kanonu belirleyen merci MEB Talim ve Terbiye Kuruludur. Şirin bu meseleyi enine boyuna sorgular. Mesela birkaç çocukluk anısı dışında çocuk ve ilk gençlik edebiyatıyla pek de alakası olmadığı hâlde neden Ömer Seyfettin Türkçe edebiyat ve ders kitaplarımızın vazgeçilmez yazarı durumuna gelmiştir? Resmî kanon listelerinin en tipik örneği “100 Temel Eser” listeleridir. Bu gibi listelerin en büyük dezavantajı listenin dışında kalan kitapların “en iyi” eser niteliğinin dışında kalmasıdır (Şirin 117).

 

Kanon tartışmaları kısmında yazarın, kanonu belirleyecek otorite-mercinin kim olması gerektiği, estetik kaygıyla hazırlanan bir dünya çocuk ve ilk gençlik edebiyatı kanonunu listesine Türkçe çocuk ve ilk gençlik edebiyatı kitaplarından örnekler verip veremeyeceğimiz, verebilirsek eğer kaç tane verebileceğimize dair soruları da oldukça yerinde ve haklı sorulardır.

 

Kanon tartışmalarının hemen akabinde kitabın dördüncü bölümüne geçilir. Bu bölümde Şirin, “Üç Yazar Üç Çocuk Edebiyatı Anlayışı” başlığı altında ilk olarak, bir çocuk edebiyatı şairi olarak Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı, ikinci olarak Cahit Zarifoğlu ve onun çocuk kitabı yazarlığını ve üçüncü olarak da Gülten Dayıoğlu’nu bir ilk gençlik kitabı yazarı olarak ele alır. Şirin, farklı farklı açılardan yaklaşarak bu üç yazarın da bir şekilde estetik-poetik dil dizgesine dayalı, çocuk dürbünüyle bakabilen, hakiki birer çocuk edebiyatı yazarı olmaya yaklaşan kişiler olduklarını ve kendi kanonlarını oluşturmayı başardıklarını düşünmektedir.

 

Sonuç olarak, Mustafa Ruhi Şirin’in çocuk edebiyatı anlayışı; çocuk bakışıyla yazılan (çocuğun özne olduğu), her halükârda yaş gruplarına göre ayrılamayan, pedagojik, ideolojik yönleriyle değil sanat yönüyle ön planda olabilen; dolayısıyla estetik-poetik dil dizgesine sahip olan hakiki bir çocuk edebiyatıdır.

 

Çocuklara 100 Temel Eser adı altında okutulması zorunlu kılınıp; onlara okumayı bir ödev ve bir ceza gibi sunmak yerine okumayı sempatik bir şekilde sunan, aile, toplum ve okulun birlikte yürüttüğü bir “Okuma Kültür Programı”na ihtiyaç duyulmaktadır. Eğer okuma listeleri hazırlanacaksa bile bu listelerdeki kitapların çok okunma gibi kıstaslara göre değil; çocuk bakışıyla yazılan, estetik kaygılarla seçilmiş kitaplardan oluşmalıdır. Ayrıca bu listelerde yine aynı kıstaslara bağlı olan yerli eserlerimize de yer verilmelidir. Son olarak, söz konusu listelerdeki edebiyat kitaplarının temel kıstaslarını bilimsel yönden izleyebilecek, değerlendirebilecek ve bu değerlendirmelerin sonuçlarını açıklayabilecek bir “Çocuk ve İlk Gençlik Kitapları Konseyi”nin kurulması gerekmektedir.

 

Kaynakça

Şirin, Mustafa Ruhi. Çocuk, Çocukluk ve Çocuk Edebiyatı. İstanbul: Uçan At Yayınları, 2019.

“100 Temel Eser Uygulaması Kaldırıldı”. www.sabah.com.tr. Web.19.12.2018.

 


[1] Çocuk, Çocukluk ve Çocuk Edebiyatı yazımın başında da bahsettiğim gibi ilk basımını 2016 yılında yapmıştır. O tarihte MEB’in zorunlu uygulaması olan 100 Temel Eser listeleri hâlâ yürürlükteydi. Ancak bu uygulama 2018 yılı aralık ayında yine Millî Eğitim Bakanlığınca kaldırılmıştır. Sebep olarak da Şirin’in kaldırılması için ısrar ettiği temel sebeplerden bazıları öne sürülmüştür. Bu gerekçeler şöyledir: “Telif hakkı olmayan çeşitli yayınevlerinin listedeki eserlerin baskılarını yapmaları ve ‘MEB tavsiyeli 100 Temel Eser’ logolarını listede olmayan eserler için de kullanıp kamuoyunu yanılgıya düşürmedir.”


İşbu Web sitesi ve tüm sayfaları Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na tabidir ve içeriğine ilişkin her türlü ses, görüntü, yazı içeren bilgi-belge,marka ve her türlü fikri ve sınai haklar ile tüm telif hakları ve diğer fikri ve sınai mülkiyet hakları Çocuk Yazını'na aittir.