Bir ‘Öteki’ Olarak Çocukluk

Merve Uzun | 04.12.2020


Dönem dönem karşılaşılan ve yakın gelecekte tartışılacak olan mülteciler ve göçmenlik meselesi bireysel olarak ta gündelik hayatta çokça tecrübe edilmeye başlandı. Toplumsal olarak hayatımızda tekrar yer eden bu durum çeşitli tepkilerle karşı karşıya kaldı. Özellikle Suriyeli göçmenlerin yaşamaya başladığı ülkemizde bazı uyum sorunları ile karşılaşılmaktadır. Hayatımızın bir parçası olan göçmenler doğal olarak çocuk edebiyatında da yansıma bulmuştur. Bu yazıda öteki, ötekileştirmek sorunu mültecilik bağlamında tartışırken çocuk edebiyatında örnekleri değerlendirilecektir.

 

Bir Göçmen Olarak Öteki’nin Sosyolojideki Karşılığı

Yabancı, tanımlayamadığımız nasıl tepki vereceğini bilmediğimiz bir durumdur. İnsanları basit olarak dost ve düşman olarak kolaylıkla ikiye ayırabilirken bunu yabancı olarak nitelediğimiz kişiler için yapamayız. Bauman bu durum için “Ne bizim eserimiz ne de bizim kontrolümüzde olan bir durumun nasıl devam edeceğini ve bununla nasıl baş edebileceğimizi bilememek kaygı ve korkunun en büyük nedenidir,” (Bauman 14) diyor. Korku ve kaygıysa paniğe yol açar. Panik hâlindeki insansa her şeyi yapabilecek duruma gelir. Bu durumu şu şekilde örneklendirebiliriz; vücudumuza ‘yabancı’ bir madde girerse ondan kurtulmak için bedenimiz bu tanımadığı ve ne yapacağını kestiremediği varlığa karşı tabiri caizse savaş açar. Aynı bu örnekte olduğu gibi yabancı bir kültürle karşılaşan toplum kendi geleneğini, var oluşunu korumak için yabancı olana savaş açar yani ötekileştirerek ayırır, hınç besler. Bauman neden yabancıya şiddet ve hınç duyulduğuna dair iki sebep söyler; birincisi, tıpkı Ezop’un ‘Tavşanlar ve Fareler’ masalındaki gibi kendisinden daha kötü bir durumda olan birini gören ve bilen insan onu aşağılamaya ve hor görmeye başlar der (16-17). Bunun sebebininse “ Her zaman kendisinden daha kötü durumda biri olduğu keşfinden dolayı tavşanın hissettiği tatmin, gündelik eziyetin ümitsizliğine verilen hoş bir mola.” (Bauman 16) olduğunu ifade eder. Ötekileştirmenin bir alt başlığı olarak incelediğim göçmenler, ötekinin de ötekinde yani en alt grupta yer almaktadır. Dolayısıyla göçmenler, Ezop’un hikâyesinde kendisinden daha aşağıda olanı görüp tatmin olma duygusundan yoksundurlar.

 

Hınç gösterisinin ikinci sebebiyse olanlardan göçmenleri sorumlu tutarak, kin kusmak diye belirtir Bauman (20).  Biz ve onlar diye ayırırken başlarız ötekileştirmeye. Berger’ın ‘ev’ (home) tanımına göre her birey veya toplum içinde yaşayabileceği bir ev (home) inşa eder. Kendisini tanımlayabilmesi ve belli bir yerde konumlandırabilmek için inşa edilen bu ev, vazgeçilmez bir yaşam alanına dönüşür ve duvarları zamanla kırılması güç bir hale gelir tıpkı inançlar ve gelenekler gibi. Bu ev içinde gelenek, görenek yani kişiyi veya toplumu bir yere ait hissettiren değerlerini içinde barındırmaktadır. Öteki (yani göçmenler diyebiliriz) evimde istenmeyen bir misafir, etrafı dağıtan benim için değerli olan bir vazoyu kıran yaramaz bir çocuk gibi görülür (Berger veKelner,204). Sadece önyargıdan oluşan bu sapkın duygu ile yabancıyı ‘ev’den uzaklaştırmak için birey, elinden geleni yapmaya başlar. Bauman, ötekinin ‘biz’ ( evin içinde yaşayanlar) için vazgeçilmez olduğunu ifade eder ve ekler: “Sanki bir yerde evimde hissedebilmem için yabanıllığın saldığı korkuya ihtiyaç duyarım,” (53). Bu ifadeye göre aslında evin var olabilmesi ve varlığını sürdürülebilir kılması için yabancıya ihtiyaç duyar çünkü yabancıların varlığı eve daha çok sarılmayı ve kenetlenmeyi sağlar. Sonuç olarak, ‘biz’ ve ‘onlar’ ancak zıtlık içerisinde var olabilir. Ötekini varlığı ‘biz’i var etmenin en temel yollarından biri haline gelir (Sönmez 92). Evimi tanımlayabilmek ve kimliğimi inşa edebilmek için yabancıya ihtiyaç duyarım ancak evimin içinde değil kapının ardında… Kurulan sorgudan uzak bu ‘ev’de yabancıların (göçmenlerin) girmesi ile kırılmaz ve ölümüne korunan değerler, yeni gelen yabancılar için sorgulan bir şeydir ve soru sormasına sebep olur ‘Bunu neden böyle yapıyorsun?’ gibi sorular sormaya başlar. “Ötekileştirme aslında bir kimlik sorunsalıdır” (Sönmez 80). Bu sorularsa güvensizliğin oluşmasına sebebiyet vererek ve evin yıkılmazlığına olan inancı tehlikeye atar. İdentity yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalan ev sahibiyse nefret duymaya ondan kurtulmaya çalışır. Bu ‘saldırı’ karşısında onlardan nefret ederek işe başlanılır (Bauman 71). Touraine bu durum için “Göçmenlerin yadsınması bir güvensizlik duygusunun belirimidir ve kişisel tasarıların olmadığını ortaya koyar ”der (246).
 

Göçmenlerle birlikte yaşayabilir miyiz?  Göçmenlerle ‘ev’de bir arada yaşamak söz konusu olduğunda Touraine iki çözüm yolu sunar. Birincisi “asimilasyon”dur. Eğitim sistemindeki birliğin bu durumu kolaylaştırabileceğini belirtirken bunun başarıya ulaşabilmesini “…kültürel bakımdan yakın ülkelerden gelenlerin göçmen olduğu ülkelerde” yaygın olabileceğine bağlar (242). İkincisiyse “Göçmen nüfusun toplumdan ayrı bir konumda yaşamasını sağlamak ya da belli bir bölgede türdeş ve kendi kendini denetleyen topluluklar içinde örgütlenmelerine izin vermektir” (242).  Bu duruma en iyi örnek olarak Almanya’da yaşayan Türklerin oluşturduğu Türk mahalleleri verilebilir. Bütünleşme politikasının birbirine benzemeyen topluluklarda mümkün olmadığını ve çatışmanın ortaya çıkabileceğini söyleyen Touraine insanların “Birbirimizin kültürel farklılıklarını tanıyarak” birlikte yaşayıp birlikte çalışabileceğini söyler (245). Aksi takdirde, ulusal bir toplum çok kültürlü olamaz eğer denenirse beraberinde çeşitli uzlaşamama ve uyumsuzluk gibi sorunları doğurur bu durum sadece bireysel olarak ahlaki bir yol ile çözülür.    

 

Göçmen Olarak Öteki’nin Çocuk Kitaplarındaki Yansıması

JonAgee’nin Bu Kitabın Ortasında Ne Var’ı, Bauman’ın deyimiyle yabancının kapının ardındakilerden oluştuğunu ve kapının ardında yaşayan için yabanıllığın kaçınılmaz olduğunu eğitici bir dille anlatan sıra dışı bir kitaptır. Yabancının Berger’ın bahsettiği toplumun veya bireyin kimliğini inşa ettiği ‘ev’i korumak ve güvenli kılmak için diktiği çitleri, ördüğü duvarları anlatmaktadır. Bu duvarların evin sahibi için neyi ifade ettiğini şu cümleler ile anlatıyor Agee “Bu kitabın ortasında bir duvar var ve bu, iyi bir şey… Duvar, kitabın bu tarafını öteki tarafından koruyor.” (1-7). Öteki taraftaki devin varlığı ‘bu’ tarafın güvenli olduğunun kanıtıdır yani ‘bu’ tarafı güvenli kılan şey devdir. Bauman’ın da ifade ettiği ‘ev’ kavramının varlığını idam ettirebilmesi ve sürdürülebilirliğini koruması için ihtiyaç duyulan “yabanıllığın korkusu” bu kitapta dev ile özdeşleştirilmiştir. Ancak daha sonra kitabın ‘güvenli’ tarafında suların yükselmesiyle hayatı tehlikeye giren kahramanı ‘tehlikeli’ diye nitelendirdiği dev kurtarmıştır. Berger’ın güçlü ifadesindeki ‘ev’ metaforu özelikle bu kitapta bizim önyargılarımızdan oluşmaktadır diyebiliriz. Buradaysa inşa ettiğimiz ‘ev’in yani korkuların ve önyargıların kahramanın başına gelen tehlikeli bir olay sebebiyle yıkıldığını başlangıçta bu durum ürkütücü gelmesine rağmen sonuca varıldığında aslında zannedildiği gibi bir korkunun olmadığını gözler önüne sererek belki de kurduğumuz ‘ev’in iyi şeylere sebep olması için yıkılması gerektiğini ifade etmektedir.
 

Mavi Kurtlar Kenti kitabıysa MarcoViale’nin kaleminden çıkmış ve ötekini renkler ile anlatan ‘düzensiz’liğin kitabıdır. Sadece mavi kurtların yaşadığı bu kente günün birinde aniden giren yabancı kırmızı bir kurdun kapıyı tıklatmasıyla alışılmış düzeni bozulur. ‘Ev’lerinin tehlikede olduğunu sezen mavi kurtlarsa saldırıya geçerek güvenlik duvarının kırılan yerini korumak için şehrin güvenlik önlemlerini arttırır düzenin sorgulanamaz bir kural olduğu bu kentte mavi kurtlardan birinin tıpkı kırmızı kurt gibi ıslık çalmasıyla düzensizlik bu düzenin en büyük vazgeçilmezi olur. Bauman’ın ifade ettiği gibi belirsizlik ve öngörülemezliğin verdiği kaygı ve korku ile insan her şeyi yapabilir ve bu durumu ortadan kaldırmak için elinden geleni yapar tıpkı Mavi Kurtlar Kenti Mavi Kurtlar Kenti’nde olduğu gibi. Sonuç olarak ‘öteki’nin aslında ‘biz’i kıran ve bozan tehlikeli bir şey değil aksine ‘biz’i besleyen ve geliştiren bir durum olduğunu Mavi Kurtlar Kenti’nin sakinleriyle anlatılır. Yine buna benzer bir durumu Melike Günyüz’ün Gakgukların Maceraları adlı kitabının “Pamuk Karga” adlı hikâyesinde rastlanmaktadır. Touraine’nin birlikte yaşayabilir miyiz sorusuna verdiği cevabın bir göstergesi olan bu hikâye, aynı tür (yani kültüre) sahip sıra dışı bir beyaz karganın kendi toplumu içerisinde harmanlanıp yaşayabilme serüvenini anlatmaktadır. Peki, başka tür bir hayvan olmuş olsa bu gakguklar şehrinde sonuç yine aynı olur muydu? Touraine bu soruya “hayır” cevabını verir. Birbirine benzer olmayan kültürlerin kaynaşmasının mümkün olmadığını böyle bir şeyin mümkünlülüğünün sadece, ya asimile olunarak ya da ayrı alanlarda birbirilerine yaşam hakkı tanınarak yaşayabileceklerini söyler.
 

Son olarak Shaun Tan’ın Uzak kitabı  Tan’ın dünyasındaki savaş izlerine değinir. Bir göçmenin gözünden ‘uzak’ nasıl bir yer? Tan, ailesini iş bulmak için bırakmak zorunda kalan bir babanın gittiği ülkede yaşadığı zorlukları ilginç ve çarpıcı resimlerle anlatmaktadır. Bir sessiz sinemayı andıran kitap, babanın gittiği yerdeki tabelaları anlamsız semboller ile resmeder böylelikle kitaba okuyucu da bir yabancı olarak dâhil eder. Daha önce Bauman’ın ifadesiyle kapının ardındaki ‘yabancı’yı tecrübe etmemiş kişilere böylece yazar, empati yaptırarak ‘yabancı’ olarak nitelediğimiz insanların yerine okuyucuyu da koyarak ötekini anlamayı ve yaşadıklarını tecrübe etme yolunu yaşatır. Etraftaki insanlar, fotoğraflar ve sokaklar yabancıdır, anlamsızdır. Yukarıda yabancının kim ve ne olduğunu çeşitli sosyologlar üzerinden tartışırken yabancı diye nitelenen kimsenin bakışından Berger’ın ifadesiyle ‘ev’imiz nasıldır?’ı resmetmiştir Tan. Uzak kitabında ‘biz’ için güvenli ve harika olan bu yer ‘onun’ için ne ifade etmektediri okuyucuya çarpıcı bir şekilde yansıtır. Touraein’nin bir kültürle kaynaşmanın sadece asimile olmaktan veya o kültürden ayrı yaşamayla mümkün olur ifadesine karşı bir argüman geliştirerek üçüncü bir yol sunmuştur Tan Uzak kitabında. Kitabın sonunda bu ailenin kendi değerlerini yaşatarak ve yaşadığı zorlukları yine kendi içinde harmanlayarak arkasından gelen, kendisiyle aynı tecrübeyi paylaşan insanlara yardımcı olduğu görülmektedir.

 

Sonuç

Sosyolojide öteki, ötekilik ve mülteciliği önemli sosyologlardan olan Bauman, Berger ve Touraine’in bakışından bu kavramların ne ifade ettiğini başta tartışıldıktan sonra çocuk kitaplarında bu argümanların karşılığı incelendi. Bauman için yabancı, ihtiyaç duyulası ve Berger’in ‘ev’ metoforunun varlığını devam ettirebilmesi için gerekli bir unsur olarak ifade edilirken öteki açısından kültür içerinde varlığını devam ettirebilmenin imkânlığına bir çözüm arayan Touraine üzerinden bunun mümkün olup olmadığı tartışıldı. Sosyolojide keskince belirtilen ‘biz’ ve ‘onlar’ kavramları çocuk kitaplarında aynı keskinliği bulamamaktadır. Çocuk kitaplarındaki bu muğlaklık besleyici bir zihnin ürünüdür. Göçmenlerin, ‘biz’ içinde kimlik çatışmaları ve aidiyetin verdiği hisle kurulan ‘ev’deki konumun tartışıldığı bu yazıda aynı durumun çocuk edebiyatına nasıl tezahür ettiği üzerinde durulmuş ve anlatılmıştır.     

 

     Kaynakça

Agee, Jon. Bu Kitabın Ortasında Duvar Var. Çev. Emre Ülgen Dal. İstanbul: Domingo Yayınlar, 2018.

Bauman, Zygmunt. Kapımızdaki Yabancılar.Çev. Emre Barca. İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2016.

——. Sosyolojik Düşünmek. Çev. Abdullah Yılmaz. 12. Baskı. İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2015.

Berger, Peter ve diğer. Modernleşme ve Bilinç. Çev. C. Cerit. İstanbul: Pınar Yayınları, 2000.

Günyüz, Melike ve Reza Hemmatirad. Gakgukların Maceraları. Pamuk Karga. 3. Baskı. İstanbul:  Erdem Yayınları, 2016.

Sanna, Francesca. Yolculuk.Çev: Zeynep Sevde. Ankara: Taze Kitap Yayınları, 2016.

Sönmez Selçuk, Senem. Postmodern Dönemde Farklılığın Kutsanması ve Toplumun Parçacıllaştırılması: “Öteki” ve “Ötekileştirme”.Sosyoloji Araştırmaları Dergisi. Cilt: 15. Sayı: 2. 2012. 78-99.

Tan, Shaun. Uzak. İzmir: Desen Yayınları, 2014.

Touraine, Alain. Birlikte Yaşayabilecek Miyiz?. Çev. Olcay Kunal.İstanbul: YKY Yayınları, 2016.

Viale, Marco. Mavi Kurtlar Kenti.Çev: Nilüfer Uğur Dalay.  İstanbul: Çınar Yayınları, 2017.


İşbu Web sitesi ve tüm sayfaları Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na tabidir ve içeriğine ilişkin her türlü ses, görüntü, yazı içeren bilgi-belge,marka ve her türlü fikri ve sınai haklar ile tüm telif hakları ve diğer fikri ve sınai mülkiyet hakları Çocuk Yazını'na aittir.