Havva: Kötü Kokan Bir Beslemenin Hikâyesi

Havva: Kötü Kokan Bir Beslemenin Hikâyesi

Zehra Nur Canpolat | 17.02.2021


Vüs’at O. Bener, 1950 sonrasında gelişen Türk roman ve öykücülüğünün özgün isimlerinden biridir. Bireyin iç dünyasına eğilen, onun açmazları, yalnızlığı, kendine ve çevresine yabancılaşması ve iç sıkıntısının yol açtığı huzursuzlukları anlatan öyküler yazar. Bu hâliyle Vüs’at O. Bener, salt gerçekliği işler denebilir. Havva ise yazarın Dost Yaşamasız adlı öykü kitabında yer alan bir beslemenin hikâyesidir. Alt metninde toplumsal bir eleştiri olarak besleme kültürüne karşı çıkışın yer aldığı Havva, yoksul ve kimsesiz bir kız çocuğunun etrafına yaydığı ağır kokuların sınıfsal bir temsil olarak işlendiği bir anlatıdır.

Öykünün başkişisi Havva, anlaşıldığı kadarıyla evde boğaz tokluğuna çalıştırılan, aklı fazla ermeyen bir beslemedir (Köksal 1).  Nitekim hikâye[1], Havva’nın içinde beyaz bir kuş olduğunu iddia ettiği halıyı kesmesi ve bu nedenle cezalandırılmasıyla başlar (103). Evin kızı olan anlatıcının hiç sevmediği, beddua ettiği, evlerinden çekip gitmesini istediği Havva her hâliyle hayatlarının tam içindedir. Anlatıcının küçük beslemeye karşı olumsuz ve şiddet içerikli girizgâhından sonra hikâyenin merkezine aldığı ilk koku ile karşılaşırız: Soğan.

Kristeva, bir şeyi tiksindirici kılanın, iğrenç kılanın kirlilik veya hastalık olmadığını, bir düzeni, bir sistemi veya bir kimliği rahatsız eden şey olduğunu söyler. Ona göre iğrenç, abject, “sınırlara, konumlara ve kurallara saygı göstermeyen bir şeydir”(Kristeva 16). Bu şekilde on baş soğanı bir çırpıda yiyen Havva da ev sahibesi için evin kurallarını çoğu kez hiçe sayan, onu ve kızını rahatsız eden “tiksinç” bir kızdır.  Birçok türküye yoksulluğun sembolü olarak konu olmuş soğan, bu hikâyede de benzer anlayışla yer almıştır. Aynı zamanda bir alay konusu olan Havva, ev sahibesi ve kızı için eğlence sebebidir. İçine tuz katılıp sarılmış sigaraların ikram edildiği küçük kız, çıkan çıtır çıtır seslerden korkar ve elindekini yere atıp kaçar. Bu durumu güldürü sebebi gören anlatıcı ve annesi diğer bir kötü koku kaynağı olan sigarayı böylelikle metne dâhil etmiş olurlar. Kullanmayan birisinin dahi kokusunu iyi bildiği bu tüketim maddesi; çoğu kez istenmeyen, uzak durulan bir koku yaydığından Bener’in hikâyesinde de itici bir güç olarak yer alır.

Havva’nın kilitlendiği çamaşırlıkta kömürden zehirlendiği bölüme gelindiğindeyse okur başka kokularla karşılaşır (104). Sarımsak gibi kokulu ama bir o kadar şifalı bir sebzenin yoğurda katılarak beslemenin iyileşmesi için yedirilmesi anlatıdaki koku merkezlerinden bir başkasıdır. Sarımsak kokusuna eşlik eden diğer koku ise Havva’nın altına kaçırmasından yayılır. Metnin kritik kısımlarından olan bu bölümde istenmeyen beslemenin, kimsesizliğinin ve çaresizliğinin özdeş kokularla okura sunulması bir tesadüf değildir. Bu kokular, kokunun kaynağıyla araya mesafe koymayı gerektiren ayırıcı duyulardır (Simmel 3).

Öyküde yer alan diğer bir koku kaynağı ise tükürüktür. Evin reisi, hanımına “Aç ağzını tüküreceğim.” der (105).  Anlatının belki de en muallak bu satırlarında, kokan bir sıvı olan tükürüğün ev sahiplerinin diyaloglarında geçmesi manidardır. Hikâyenin anlatıcısı dâhil tüm ev sahiplerine okur tarafından geliştirilebilecek tiksinti hissi bu sayede oluşturulur. Hoş olmayan bir kokusu olan tükürüğün söz konusu edilmesinin ardından evin kızı ile beslemenin arasındaki başka bir gerilime şahit olduğumuz bir anda “Ağzı öyle fena kokuyor ki!” (105) serzenişi yükselir. “Kimsesi yok. Hem kuvvetli. İşime yarıyor,” diyerek “sahiplenilen” küçük besleme hasta düşünce “evin içi leş gibi kokar” (105). Sağlıklıyken ya da hastayken etrafına yaydığı koku ile dışlanan Havva bu sefer ölüm döşeğindedir.  Küçük beslemenin iştahının kabarık olduğu vurgusu, çöpe atılan yağ tenekesinin dibini sıyırarak yemesiyle metinde doruk noktasına ulaşır.  Pas tortusundan zehirlenmesinden şüphelenilen Havva’nın durumu aile bireyleri için dönüştürücü olur. İçlerindeki saklı merhamet böylece açığa çıkar ve ölmemesi için tüm iyi dileklerini onun için sıralarlar. Duyduğu açlığın mahkûm ettiği bir iştah dürtüsü ile paslı tenekeden yemek yemesi Havva’yı, Nietzsche’nin nefret ettiği insan tipleri konusunda sık sık "iyi kokmuyorlar” demesi gibi anlatı boyunca itildiği çukura daha da düşürmektedir.  Pas kokusunun satırlardan okurun âdeta burnuna ulaştığı bu satırlarda anlatı, kurduğu kötü kokular silsilesini perçinlemektedir.

Hikâyenin sonlarına doğru okuduğumuz ve anlatıdaki tek olumlu koku olarak varsayabileceğimiz baklava, hem anlatı hem de okur için kritiktir. Çünkü sadece tadı ile değil, görüntüsü ve özelikle kokusuyla bu tatlı, bayram ve diğer özel günlerin sembolüdür.  Nitekim Havva’nın ölüme teslim olurken son istek olarak “Baklava” demesi (105), anlatının finalini kurar. Tüm hikâye boyunca sıralanan kötü kokuların aksine şekerli bir koku ile metnin sona ermesi, büyük bir tezat olsa da metnin okurda oluşturduğu o tiksinme hâlini pekiştirir. Çünkü baklava, hikâye boyunca hem duygusal hem de fiziksel şiddete maruz kalan, “hep kokan” Havva’nın hasretini çektiği tatlıdır. Hatta Sırma Köksal’ın da değindiği gibi bir beslemenin bulunduğu evden ancak evlenerek ayrılabileceğine bir atıf olarak okunabilir baklava (98). Bu tatlı belki de besleme için özgür olduğu, şiddetten uzak, mutlu bir yuva hasretinin metaforudur. Her ne kadar Köksal, Havva’nın bu isteğini “onur yoksulluğu”(101) diye  nitelendirse de, yaşadığı haksızlıkların öcünü almayıp iştahının peşinden gitmesini “bozgun” (101) olarak görse de küçük beslemenin bu son isteği bu tabirleri hak etmez. Ölümün kıyısında dolaşan Havva’nın karnı doymalıydı ki kendisine yapılan psikolojik ve fiziksel istismara karşı dursun. Açlık çeken bir bünye ekmek ve yemek kokusuna koşar, “intikamın” puslu kollarına değil.

Sonuç olarak Vüs’at O Bener Havva adlı hikâyesinde kötü kokuları merkeze alarak tüm bunları bir sınıf temsili şeklinde sunmaktadır. Kokulu sebzelerden, sigaraya; dışkıdan, paslı tenekeye kadar satırlarından okurunun koku duyusuna hitap eden Havva, baklava gibi hoş kokulu bir tatlı ile sona ererek kurduğu kötü kokularla örülü zemini daha üst bir konuma taşımaktadır. Nerdeyse hiç erişilemeyen, yoksulların hayallerini süsleyen yanıyla baklava metinin finalinde yer alarak okuru taşıdığı tiksinme düzleminde sıkıca tutar.

 

 

KAYNAKÇA

Köksal, Sırma. “Boğaza Takılan Düğüm…”. Büyümenin Türkçe Tarihi. Der. Murathan Mungan. İstanbul: Metis Yayınları, 2018.

Simmel, Georg. Bireysellik ve Kültür. İstanbul: Metis Yayınları, 2009.

Kristeva, Julia. Korkunun Güçleri. İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2014.

 

 

 

 

 

 

 

[1] Hem Sırma Köksal’ın yazısının hem de Havva’nın yer aldığı Büyümenin Türkçe Tarihi, Murathan Mungan’ın edebiyatın köklü isimlerinden seçtiği büyüme öykülerini buluşturduğu bir “seçki-deneme” kitabıdır.


İşbu Web sitesi ve tüm sayfaları Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na tabidir ve içeriğine ilişkin her türlü ses, görüntü, yazı içeren bilgi-belge,marka ve her türlü fikri ve sınai haklar ile tüm telif hakları ve diğer fikri ve sınai mülkiyet hakları Çocuk Yazını'na aittir.