TRT Çocuk Çizgi Filmleri ve Futbol

TRT Çocuk Çizgi Filmleri ve Futbol

Gülçin Pamak | 30.06.2021


Futbolun icadının milattan önceye uzandığı söylenir. Bugün bildiğimiz biçimiyle bizim topraklarda oynanmaya 1800’lerin sonunda başlanmıştır (Arıpınar vd. 7,11). Bu yıllarda İstanbul, İzmir gibi şehirlerimize gelen yabancı tüccarların önce kendi aralarında oynadıkları futbol, zamanla bizim gençlerin ve spor sevdalılarının da dikkatini çekmiş; yavaş yavaş ve birer birer spor kulüpleri kurulmaya başlamış. Ama aslında futbol her zaman sevgiyle karşılanmamış da. Osmanlı’nın son zamanları olsun, Cumhuriyet’in ilk yılları olsun, her ne kadar sağlıklı ve güçlü bir gençlik için spora çok önem verilse de (Öztan, 135-6) futbol değer verilen spor dalları arasında yer almamış. Çünkü, seyirlik ve insanı pasifleştiren aktiviteler spor olarak görülmemiş. Yarının büyükleri olan çocukların ve gençlerin, hem güçlü ve sağlıklı birer vücuda sahip olmalarını sağlayacak, hem de yeni bir savaş başlarsa, o zaman da çeşitli faydalar getirecek tarzda sporlar teşvik edilmiş. Örneğin, gülle atma el bombası atmaya benzediği için, koşma düşmana saldırma ya da haber taşımada yarar sağlayacağı için daha üstün tutulmuş (Y.Akın, 142, 155-6).

 

Belki devletin futbola bu soğuk yaklaşımı, belki insanların o yıllarda futbol oynamanın herhangi maddi bir faydasını görmemesi yüzünden olsa gerek, toplum da futbola mesafeli ve önyargılı durmuş. Çok uzak geçmiş olmadığı için, bunun örneklerini kendi yaşamımızdan ya da anne-babamızın anlattıklarından duymuşuzdur. Hiç duymamış olsak, illa ki bir ya da iki Yeşilçam filminde halkın futbola olan olumsuz bakış açısını görmüşüzdür. En azından futbol “ayakkabı düşmanı” oluşuyla hiç sevilmemiş; evini zor geçindiren anne-babaların kabusu olmuş. İnsan doğası gereği yasaklara eğilimli olduğundan o çocuklar da futboldan vazgeçmemiş. Yeşilçam filmlerinin büyük çoğunluğunda kenar mahallelerin, gecekonduların sokak aralarında, arsalarda top koşturan çocuklar görülür. Zaman zaman hızını alamayan top kaçıp bir iki camı çerçeveyi indirdiğinde evdeki teyzelerden çekecekleri vardır çocukların. Hele aksi bir ihtiyarın bahçesine kaçtıysa o topu sağlam geri alabilmeleri hayal olur (Bu konuda Kiraz Akın’ın kaleme aldığı şu yazıya bakabilirsiniz:Yeşilçam Sokağı'nda Top Koşturan Çocuklar)

 

Burada çocuk yıldızlı filmlerden aklıma geliveren bir kaç örneği de anmadan geçemeyeceğim: Ayşecik’le Turist Ömer gittikleri Fenerbahçe-Galatasaray maçında Fenerbahçe tribününde otururlar; ama Ayşecik inadına Galatasaray sloganı attıkça, çıkan kavgada dayak yemekten de kurtulamazlar[1]. Maç yapan çocukları seyreden Yumurcak topu alır ve kaçar. Başka çocukların oyununu bozması Yumurcak’ın yaramazlığını gösterdiği gibi, onu aralarına almayan çocuklar yalnızlığına da işaret ederler[2]. Bitirimler Sınıfı’nda futbol, açılış jeneriğinden son sahnesine kadar filmin en önemli ögesidir. Yatılı bir okulun öğrencileri olan filmin kahramanı çocuklar, beden ve sınıf öğretmenleri ve okul görevlisinin de katıldığı maçlar yaparlar[3].

 

Yeşilçam filmlerinden futbola çeşitli bakışlar yansır. Zamanla toplumun futbola bakış açısı da değişmiş; günün getirdikleriyle değişen ve dönüşen her şey gibi, futbola bakış da büyük oranda pozitif yönde değişmiştir. Futbol oynamak artık sadece sağlık getirdiği için değil, vaat ettiği maddi refah düzeyiyle de kabul görmüştür. Ailelerin, dede-ninelerinin öncekinin aksine, gönüllü olarak çocuklarını futbola yönlendirmeleri, kendiliğinden yönelen çocukların da engelle karşılaşmak bir yana desteklenmeleri sonucunu doğurmuştur.

 

Çocuk yazınında futbolun yerini ele aldığımız bu dosyamızda, TRT Çocuk kanalının çok sevilen çizgi dizilerine de bakmak istedik. Her ne kadar 90’larda çocuk olanların mutlaka hatırlayacağı Japon animesi Kaptan Tsubasa gibi tamamen futbol üzerine bir yerli yapım yoksa da kanalda yayınlanan her çizgi film kendi evreninde çeşitli şekillerde futbola yer verir. Spor, artık günümüzde bir yaşam tarzı olarak kabul görmekte ve özellikle çocukların fiziksel, psikolojik ve sosyal gelişimlerine olan katkısıyla önem atfedilmektedir (Yılmaz ve Çelik, 297). Çizgi filmlerin de çocuk izleyiciler üzerinde etkisi büyüktür. Hayata, anne-babaları başta olmak üzere gördüklerini taklit ederek hazırlanan çocuklar, çizgi film karakterlerini de kendilerine örnek alabilmektedir (Yılmaz ve Çelik, 297-8). Dolayısıyla, çizgi filmlerin hikâyeleri aracılığıyla çocuklara mesaj vermek ve eğlenirken öğrenmelerini sağlamak da yetişkinlere düşen görevdir. Devlet televizyonu olan TRT Çocuk yapımları çocukları eğlendirip hoşça vakit geçirtirken, onlara yol gösterme ve değerleri taşıma niteliklerine de sahiptir.

 

Bir kanal, altı çizgi film, sayısız değer

Ege İle Gaga adlı çizgi dizinin “Dikenli Top” adlı bölümünde kahramanlarımız paslaşırlarken aniden topları patlar. Üzülüp ağlamak, yakınmak Ege ile Gaga’nın işi değildir. Onlar hemen topun patlama nedeni üzerinde düşünmeye ve araştırma yapmaya başlarlar. Çabaları sonuçsuz kalmaz: toplarının patlama sebebi bahçedeki bir kirpidir. Her bölümünde çocuklara merak duygusuyla düşünerek, araştırarak, deneyerek bir şeyler yapmayı ve keşfetmeyi gösteren Ege ile Gaga, futbol ve futbol topu üzerinden çocuklara yine elleri ve akıllarıyla neler yapabileceklerini hatırlatır.

 

TRT Çocuk ekranlarında yayımlanan bir diğer çizgi dizi olan ve sözsüz bir çizgi film olmasıyla da diğerlerinden ayrılan Kuzucuk’un bazı bölümlerinde de futbol imgesi kullanılmıştır. Örneğin, “Futbol” olarak isimlendirilmiş olan bölümde Kuzucuk sabah uyanır, sütünü içer, dışarı çıkar ve ne yapsam diye düşünürken yol kenarında boş bir teneke kutu görür. Sevinçle gidip onu tekmeleyerek top gibi oynamaya başlar. O sırada yoldan geçen bir minibüs Kuzucuk’a çarpacak kadar yakın geçerek onu kızdırıp korkutur. Ama minibüsten gerçek bir top düşer. Kuzucuk topu çok sever ve oynayarak koşturmaya başlar. Bu bölümde Kuzucuk’un tek başına olduğu bir günde, oflayıp puflayıp, tembellik etmektense, meraklı gözlerle dünyayı izlediğini ve ilgisinin sonunda da yapacak bir şeyler bulduğunu, hatta futbolu keşfettiğini söyleyebiliriz. Kuzucuk, “Elektrikli Süpürge” başlıklı bir diğer bölümde ise çevredeki insanlara karşı dikkatli ve saygılı olması gerektiğini gösterir seyircilerine. Bu bölümde, Kuzucuk kendi kendine keyifle top oynamaktadır ama bütün hoplamalarının ve topun yere vuruşlarının bir başkasına zarar verdiğinin farkında değildir. Yer altındaki evinde uyumaya çalışan Bay Köstebek ona bir ders vermek ister. Önce topu, sonra Kuzucuk’un ayağını, sonra da neler olduğunu merak ederek yeri kazmaya yeltenen Kuzucuk’un kazmasını elektrikli süpürge yardımı ile yere doğru çeker. Sırasıyla topunu, ayağını ve kazmasını neden yerden kıpırdatamadığını anlayamayan Kuzucuk, kazmanın süpürgenin çekim gücü ile kendi kendine hareketlerinden korkar ve kaçar; Bay Köstebek de uykusuna döner. Her ne kadar bu olayların sonunda Kuzucuk meseleyi anlamamış olsa da, ekran başındaki kuzucuklar, sadece kendi keyifleri ve oyunlarını düşünüp bencilleşmemeleri ve çevrelerinde bulunan insanlara saygılı olmaları gerektiğini fark ederler. “Çatıya Top Kaçtı” başlıklı macerasındaysa bu kez Kuzucuk ve Horoz futbol oynarlar. Top çatıya kaçar. İkili uğraşır ama topu kurtarmayı başaramaz. Kuzucuk Horoz’un top için yeterince uğraşmadığını ve kaytardığını düşünerek ona kızarken elindeki sopayı fırlatır ve sopa topa çarpar. Tam top yere düştü diye sevinirlerken, top yuvarlanıp kaktüslerin dibine gider ve patlar. Topu yeniden şişiremeyince Kuzucuk üzüleceğine yeni bir oyun icad eder. Topu ikiye bölerek bir Horoz’a bir kendine şapka yapar. Gülerek uzaklaşırlar. Bu maceralarında Kuzucuk ve arkadaşı Horoz, seyircilerine pes etmemenin, yardımlaşmanın, ümitsizliğe kapılmadan çabalamanın ve herşeye rağmen istenilen olmadıysa yeni bir yola koyulmanın önemini imlerler.

 

TRT Çocuk’un hayal kurmayı ve hayallerini dedesi yardımıyla gerçekleştirmeyi seven kahramanı Aslan da futbol oynamayı sever. “Söz Dinleyen Top” adlı bölüm Aslan ve arkadaşı Mehmet’in paslaşmasıyla açılır. Onlar oynarken Aslan’ın anne ve babası pazardan gelir. Baba da biraz top sektirir; çocuklar ona hayran olur; ama duvardan seken top annenin fidelerinin kasasını devirir. Çocuklar fidelere zarar vermeden topla oynayabilmenin yolunu bulmaya çalışırlar. “Hem etrafa zarar vermeyecek hem de eğlencesi eksik olmayacak bir top” hayal eder Aslan. Annesinin pazar filesinden esinlenerek ve dedesinin yardımıyla “söz dinleyen topu” yapar. Böylece çevremize ve canlı cansız bütün varlıklara zarar vermeden var olabilmenin, böyle de eğlenilebileceğinin altı çizilir.

 

Çok sevilen çizgi dizilerin başında gelen Rafadan Tayfa mahallesinin Tayfası, sık sık mahalle maçları yaparlar. Ama maç yapsalar da yapmasalar da, futbol sadece bir imge olarak bile bir kenarda bulunup bir mesaja zemin olabilir. Örneğin, “Oyun Makinesi” bölümünde Tayfa, futbol da dahil, sokakta oynadıkları birçok oyunu Mert’lerin evinde televizyona bağladıkları oyun makinesinde oynamaya başlar ve bağımlı olurlar; ta ki elektrik kesilene kadar. Elektrik kesildiğinde umutsuzluğa ve uyuşukluğa saplanıp kalırlar. Sevim ve Hale onlara yeniden güneşi, temiz havayı ve sokakta oynadıkları oyunları hatırlatır da yeniden sokağa çıkarlar. Futbol da anılan diğer sokak oyunları gibi, çocuklar için güneş görüp ve temiz hava alırken bir şeyler yapmak, bazen üretmek, hep paylaşmak, eğlenmek, aslında hayat demektir kısaca. Üretmek ve paylaşmak deyince “Rafadan Turnuva” da geldi aklıma. Bu bölümde Tayfa, mahallede bir turnuva planlar. Önce kuralları belirlerler. Ancak antrenman sırasında Mert ayak bileğini incitir. Ayağı alçıya alınan Mert, onun bu durumuna rağmen Tayfanın turnuva hazırlıklarına devam ettiklerini öğrenince incinir; ama Tayfa onun incinip üzüldüğünü anlamaz. Halbuki Tayfa, Mert’in alçılı ayağına rağmen oynayabileceği bir futbol turnuvası hazırlamıştır: “Çivili Tahta Futbolu”. Bölüm başında antrenman yaparlarken her biri bir atasözü söyleyerek topu ele geçirmeye çalışan bu zeki ve bilge çocuklar, arkadaşları bir sıkıntı yaşadığında onu arkada bırakıp kendi keyifleri için yola devam etmez. Aksine, birliklerini bozmayacak bir yolu keşfedip uygularlar. Turnuva hazırlıkları sırasında herkes üstüne düşeni yaparken, görev paylaşımının önemine dair de fikir ortaya koymuş olurlar.

 

Görevleri paylaşarak kolaylaştırmakta Tayfadan iyisini bulamayabiliriz. “Dünya Kupası” düzenlemeye karar verdiklerinde de bize bir kez daha yeteneklerini sergilerler. Bu bölüm, Tayfa Kamil’lerin bakkalda radyodan Milli Takımın bir maçını dinlerken açılır. Maçın heyecanına kapılan Hayri tezgaha vurunca radyonun frekansı bozulur ve maçın en heyecanlı bölümünü dinleyemezler. Bu aksilik karşısında bu çocuklar bağırıp çağırıp kavgaya tutuşurlar sanarsanız yanılırsınız.  Onlar kendi “Dünya Kupası” maçlarını düzenlemeye karar verirler ve bunu güzel bir hayal olarak bırakmaz hemen hazırlığa girişirler; ne de olsa onların da dile getirdiği gibi “bir elin nesi var, iki elin sesi var” dır. İş bölümünün ardından futbol sahası yapmaya başlarlar. Onların hazırlıklarını başından beri uzaktan seyreden Basri Amcanın bir zamanlar futbol hakemi olduğunu öğrenir ve çok şaşırırlar. Rüstem Abi onlara Basri Amcanın sert oyuna izin vermediğini, çok iyi bir hakem olduğunu anlatır. Basri amca, çocuklara maç malzemeleri hediye eder. Yarınki maç için antrenman yapmalarını ve şımarmamalarını öğütler. Eğer Tayfa arkadaşlarının değerini bilen, onları koruyup gözeten, hem eğlenceyi hem de görev paylaşımı yapmayı bilen çocuklarsa, bunda onları seven ve incitmeden yol gösterici olabilen mahalle büyüklerinin de bunda bir payı elbet vardır. Bahsettiğim örneklerde bile Basri Amcanın ve Rüstem Abinin, onlara nasıl da göze sokmadan ders verdiklerini okuyabiliriz. “Sert oyun” oynanmaması ve başarılı olduklarında şımarmamaları gerektiği, hediyeleşmenin güzelliği gibi birçok değer hem Tayfaya hem de ekran başındaki çocuklara geçirilen mesajlardır. Tayfa, arkadaşları dışlayıcı değil kucaklayıcı olma konusunda da örnektir: İki kişi-iki kişiye karşı keyifli bir maç olmayacağını düşünerek oyuncu arayışına girdiklerinde Hale ve Sevim’e de takımlarında yer verirler. Kızlar futbol konusunda kendilerini yeterli hissetmeseler de Tayfa, siz anlamazsınız deyip onları incitmeden, hepsine uygun bir görev paylaşımıyla mutluluğu ve eğlenceyi çoğaltmayı bilir. Nitekim, berabere kaldıkları maçın sonunda dostluk kazanır.

 

Elbette Tayfa da çocuktur; onlar da zaman zaman hata yapar. Fark ettiklerindeyse hatalarını telafi etmeyi de bilirler ama. Mesela “Patlak Top” adlı bölümde, top sektirme rekoru için iddialaşırlar. Hayri top sektirirken hapşurunca kaçan top Sadettin Usta’nın dükkânına kaçar ve patlar. Çocuklar, Ustanın “ben onarırım” sözlerini dinlemez ve hemen yeni bir top almaya giderler. Ama hiçbir yerde futbol topu bulamazlar. Bu arada Sadettin Usta yanına gelen Akın’a eskiden kağıttan top yaptıklarını, onu da bulamazlarsa saatle futbol oynadıklarını anlatır. Saatle futbolu tam Akın’a öğretecekken bir işe çağrılır ve gider. Bu arada Tayfa, buldukları plastik topla futbol oynayamaz. Sadettin Ustaya da çok ayıp ettiklerini farkedip geri dönerler ama Ustayı bulamazlar. Tayfa düşünür taşınırken, patlak toplarını tamir etmenin yolunu bulurlar ve bunu başarırlar da. Hayri de yüze kadar sektirmeyi başarır. Tüm bu yaşananlar, günün başında bisikletinin çok eskidiğini ve yenisini alacağını söyleyen Mert’in de hatasını fark ederek kararında değişiklik yapmasına sebep olur. El emeğinin değeri, bir şey yapmak için çabalamak, üretmek, eskiyeni onarmak ve tabii ki büyüklerin sözlerine kulak vermek bu bölümün ekran başındaki çocuklara futbol ile ulaştırdığı değerlerdir. 

 

Herkesin sevdiği Keloğlan da arkadaşlarıyla futbol oynar ara sıra. “Yılın Maçı”nı oynarlarken seyredenlere birçok konuda doğru olanı işaret ederler. Keloğlan ve arkadaşları birgün tarlada maç yaparlarken, yanlarına gelen Sinek ve arkadaşları onlara maç teklif ederler. Ama bu öyle sıradan bir maç değildir. Sinek ve arkadaşları, tarlayı hiç boş bulamadıkları, hep Keloğlan ve arkadaşları onlardan önce geldiği için kızgındır ve tarla onların olsun istemektedirler. Bu yüzden yapacakları maçın kaybedeninin bir daha bu tarlada oynamamasını şart koşarlar. Her ne kadar Keloğlan buna ne gerek var, tarla hepimize yeter dese de, arkadaşlar arasında tartışmaya engel olamaz. Maç yapılacaktır. Sinek ve arkadaşları işi şansa bırakmak istemedikleri, ne olursa olsun tarlanın onların olmasını istedikleri için bir de plan yaparlar: İçine bir bitki karıştırarak kek yaparlar; bu kekten yediklerinde Keloğlan ve arkadaşları maç yapamayacak, kaybedeceklerdir. Diğer yanda antrenman yaparlarken Keloğlan’ın başına çarpan top, onun toptan korkmaya başlamasına ve futbol maçına çıkmak istememesine sebep olur. Keloğlan’ın arkadaşları Bilgecan Dedeye gidip yardım ister. Bilgecan Dede bir cesaret iksiri yapacağına söz verir. Aksilik bu ya, yapmayı unutur. Maç günü gelip çatar. Keloğlan’ı bir türlü ikna edemeyen arkadaşları, Bilgecan Dedenin iksir yaptığını söyleyerek su içirirler. Keloğlan’ın cesareti yerine gelir. Sinek ve arkadaşları hesap etmedikleri bir karışıklık sonucu ilaçlı kekleri kendileri yerler ve maçı kaybederler. Her anıyla seyredenlere doğruları gösteren bu bölümde Keloğlan ve arkadaşlarının paylaşımcılığı, birbirlerini önemseyip desteklemeleri, çalışarak kazanmanın ve emeğin önemi bir kez daha vurgulanır. Kötülük düşünenin işinin asla rast gitmeyeceğini, korkularımızın aslında normal, normal olmayanın ise korktuğumuz şeyden kaçmak olduğunu ve son olarak da eğer gerçekten gayret edersek kazanacağımızı görürüz.

 

Matematiği çok seven Pırıl ve arkadaşlarının hayatında da futbola yer vardır. Pırıl’ın arkadaşı Efe futbol sevdalısıdır bir kere. Örneğin Efe üzerinden ilerleyen “Sayıların Kayboluşu” adlı bölümde Efe’ye ait herşeyde futboldan bir iz vardır. Efe hep futbol formasıyla gezer; odasının halısı futbol sahası desenlidir; yatak örtüsü futbolludur; çalışma masasındaki kalemliği futbol topu şeklindedir; odasının duvarlarında futbol posterleri vardır ve Efe futbolcu kartları biriktirir. Bu kart koleksiyonuyla çok gurur duyan Efe, yine bu koleksiyon yüzünden en yakın arkadaşlarından Ada ile tartışır ve küserler. Tüm bunlar ise “Tartamazsan Islanırsın” adlı bölümde olur: Efe ve Ada’nın ikisi de kart koleksiyonları yaparlar. Ada’nın koleksiyon kartları da yabancı ülkelerle ilgilidir. İki arkadaşın birbirlerine küsmeleri sadece onların arasında kalmaz; o gün yaptıkları futbol maçını da kaybetmelerine sebep olur. Çünkü küs olduklarından birbirlerine pas vermezler. Pırıl ve diğer arkadaşları onları barıştırmak için hafta boyunca uğraşır ama bunu başaramazlar. Öğretmenleri matematik dersinde onlara ağırlıkları ve dengeyi anlatırken, arkadaşların küs durmaması gerektiğini de öğretir. Bölümde koleksiyon yapmak gibi bir aktivite de teşvik edilirken, bencillik yapmamak, arkadaşlarımız için önemli olan şeylere saygı duymak, takım olmanın anlamı, arkadaşların küsmemesi gerektiği, arkadaşlarımızın iyiliği için çabalamanın doğruluğu gibi birçok mesaj da verilir.

 

Sonuç yerine

TRT Çocuk kanalında yayımlanan bazı yerli çizgi filmlerin, futbol imgesi içeren bazı bölümlerini incelediğimiz bu yazıda, futbolun sadece bir spor dalı olarak gösterilmediği, maddi yapısının örneklediği davranış biçimleri yanında toplumsal değerleri imlemek için bir araç olarak kullanıldığı da görülmüştür. Futbol, oyuncularının, kalecilerinin, hakemlerinin her birinin üzerine düşeni yapması gereken bir takım oyunudur. Eğer bu halkalardan birisi koparsa maç kaybedilir. Yukarıda örneklerini gördüğümüz üzere, çocuklara arkadaşların önemi, paylaşmak, çalışıp çabalayarak kazanmak, gerekli araçlar olmadığında üretmek, üretirken yardımlaşmak, büyüklerin sözlerini dinlemek, arkadaşlarımızın sorunu olduğunda onların yanında olmak, sadece arkadaşlarımızı ve büyüklerimizi de değil, canlı-cansız tüm varlıklarla çevremizi de önemsememiz gerektiği gibi konular seyirci çocuklara öğütlenir.

 

Öte yandan diğer çocuk kanallarındaki çizgi filmlerde de futbola rastlarız. Bosfori’nin Maceracı Yüzgeçler’i her sene dünyanın bir yerinde düzenlenen “Sular Arası Futbol Turnuvası”na katılırlar[4]. Yağmur yağdığı için futbol sahasına gidemeyen Minki ve Kukuli evde top oynayıp Tinki’yi kızdırınca çorap topu yapıp oynamayı keşfederler[5]. İstanbul Muhafızları Mehmet, Zeynep, Ali ve Elif piknikte voleybol oynarlarken, gelip onların oyununu bozan Gürgen, Azmi ve kendisiyle futbol oynamalarını ister. Çocuklara, eğer maçı kazanırlarsa akşama kadar voleybol oynayabileceklerini söyler[6]. Pepee ve Bebe’nin bütün arkadaşları bir gün toplanırlar ve kızlar-erkekler diye iki takıma ayrılarak neşeyle maç yaparlar[7]. Dosya konumuz futbol ve çocuk yazını olduğundan futbola odaklanmış olsak da belirtmek gerekir ki, burada adı anılan çizgi filmlerde ve diğerlerinde birçok spor dalı konu edilir. Örneğin, Hızlı Ayaklar’ın Koca Yusuf Spor Okulu’nda çocukların her tür sporu yaptığı görülür[8]. Tüm çizgi filmlerde çocuklar basketboldan voleybola, koşudan tenise, okçuluktan cirite, geleneksel ve modern birçok spor dalıyla tanıştırılır ve bu sporların üzerinden çeşitli değerlerle yol gösterilirler.

 

 

Kaynakça

Akın, Kiraz. “Yeşilçam Sokağı’nda Top Koşturan Çocuklar.” 5 Harfliler. Web. 19 Kasım 2015. Erişim: 4 Haziran 2021.

Akın, Yiğit. Gürbüz ve Yavuz Evlatlar Erken Cumhuriyet’te Beden Terbiyesi ve Spor. İletişim Yayınları, 2004.

Arıpınar, Erdoğan, vd. Türk Futbol Tarihi. Türkiye Futbol Federasyonu Yayınları, 1992.

Öztan, Güven Gürkan. Türkiye’de Çocukluğun Politik İnşası. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2011.

Yılmaz, Aynur ve Akın Çelik. “Çizgi Filmlerdeki Spor Unsurlarının İncelenmesi: Niloya ve Kuzucuk Örnekleri.” CBÜ Beden Eğitimi ve Spor

Bilimleri Dergisi 13 (2018):296-309.

 

 

 

[1] Ayşecik Cimcime Hanım, Hulki Saner, 1964.

[2] Yumurcak Köprüaltı Çocuğu, Türker İnanoğlu, 1970

[3] Bitirimler Sınıfı, Ülkü Erakalın, 1975

[4] Minika Çocuk - Maceracı Yüzgeçler - “Futbol Turnuvası”

[5] Minika Çocuk - Kukuli - “Çorap Topu”

[6] Minika Go - İstanbul Muhafızları - “Muhafızlar Futbol Oynuyor”

[7] Pepee - “Şut ve Gol İşte Futbol”

[8] Minika Go - Hızlı Ayaklar


 

İşbu Web sitesi ve tüm sayfaları Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na tabidir ve içeriğine ilişkin her türlü ses, görüntü, yazı içeren bilgi-belge,marka ve her türlü fikri ve sınai haklar ile tüm telif hakları ve diğer fikri ve sınai mülkiyet hakları Çocuk Yazını'na aittir.