İstanbul, Futbol, Oyun ve Mekân

İstanbul, Futbol, Oyun ve Mekân

Salih Demirci | 30.06.2021


 

İstanbul’da Mayıs ayı, dışarıda güzel bir hava var. 7 yaşındaki Arif ve babası oturdukları apartmanın büyük bir bölümü otopark olarak kullanılan bahçesinde futbol oynuyorlar. Daha doğrusu top oynuyorlar, çünkü küresel salgın tedbirleri kapsamında Türkiye’de 14 ayı aşkın süredir -Eylül ve Mart aylarındaki kısa açılma süreci hariç- profesyoneller dışında futbol maçı yapmak yasak. Amatör futbol sahaları ve kulüplerin altyapı tesislerinin yanı sıra Arif’in hafta sonları devam ettiği futbol okulunun yer aldığı halı sahalar da salgın tedbirleri kapsamında ilk kapatılan mekânlardan. Birazdan Arif’in babasıyla birlikte top oynadığı yere arabalar gelecek ve mesai saatinin bitiminden kısa bir süre sonra apartmanın bahçesindeki futbol mesaisi de bitecek. Arif eve dönecek, belki oyuncaklarıyla oynayacak, belki de telefon ya da tablet ile futbola devam edecek...

 

Arif bu şehirdeki top meraklısı milyonlarca çocuktan yalnızca biri. Yoğun yapılaşma baskısının hükmettiği şehirlerimizin giderek azalan futbol oyun alanları salgın döneminde tümden kapanınca futbol, adeta yalnızca televizyonda izlenen, sosyal medyada takip edilen, konsollarda sanal olarak oynanan bir seyirliğe dönüştü. Gün gelip de salgın önlemleri gevşediğinde futbol şehre, oyun alanlarına elbette geri dönecek; fakat şehir sathında sayıları gün geçtikçe azalan oyun alanları, sayısız baskı altında verdiği yaşam mücadelesinden genellikle sağ çıkamıyor. Bu durum, futbol oyunun top ve insan ile birlikte üç gereğinden biri olan mekâna ve şehirlerimizde çocuklarımızın mekânla kurduğu ilişkiye dair bize önemli şeyler söylüyor. Ülkemizin ve futbolun lokomotif şehri İstanbul’da yaşananlar, çocuklarımızın mekânla ve futbolla ilişkisi bağlamında ele alındığında ortaya oldukça çarpıcı bir resim çıkıyor.

 

İstanbul’un kayıp futbol sahaları

İstanbul’un futbol oyun alanlarına dair yaptığım “İstanbul’da Futbolun Mekânsal Tarihi: Mesireden Halı Sahaya Şehirde Futbolun Mekânı (1880-2019)” başlıklı çalışmada geçmiş tarihli uydu fotoğraflarından, tanıklıklardan ve futbol literatürü üzerinden tespit edebildiğim üzere 1880 ile 2020 yılları arasında şehirde faal olan 248 adet nizami boyuttaki futbol sahasının oyuna kapandığını tespit ettim. Zaman içerisinde çayırların, meydanların, mahalle arasındaki arsaların, okul bahçelerinin ve sokağın; yani futbolun bir dönem çok yaygın olan informel mekânlarının da oyuna kapandığı düşünüldüğünde günümüz çocuklarının şehirde futbol oynaması giderek zorlaşıyor, denilebilir. Söz konusu kayıp sahaların yer aldığı İstanbul ilçelerinin sınırları dahilinde (Batıda Küçükçekmece Gölü’nden doğuda Kadıköy ve Üsküdar, ilçe sınırları ile kuzeyde II. Çevreyolu’nun altı, Adalar ilçesi hariç) halihazırda yalnızca 59 adet nizami boyutta futbol sahası kalmış durumda. Şehrin ahvali tümden değiştiği gibi şehrin sakinlerinin de futbolla ilişkisi çarpıcı bir değişim yaşadı, yaşıyor. Nitekim futbola kapanan söz konusu 248 futbol sahasının yerine inşa edilen yeni mekânların niteliği, İstanbul özelinde çocukların futbol oyun alanları üzerindeki baskının kaynağını da işaret ediyor. Kayıp nizami futbol sahalarının 81’i üzerinde konut, 16’sı üzerinde AVM-Rezidans yer alırken 37 tanesi okul yapılmış, 25’i ise parka dönüştürülmüş durumda. Otopark olarak kullanılan futbol mekânlarının sayısı 17 iken, 21 saha ise karayolu ve tren hattı altında kaldı. 6 futbol sahası hastaneye dönüşürken, kayıp diğer 34 sahada ise muhtelif amaçlarla inşa edilmiş kamu binaları bulunmakta. Dolayısıyla sürpriz olmayan bir şekilde denilebilir ki, yoğun göç kaynaklı barınma ve okul ihtiyacı oyun alanları üzerindeki yapılaşma baskısının başını çekmektedir. Yine artan nüfus kaynaklı kent içi ulaşım ve diğer kamusal hizmetlere yönelik gelişen ihtiyaçlar, şehrin her sokağında futbol oynayan çocukların görüldüğü bir dönemin kapanmasıyla eşzamanlı ilerlemektedir. Günbegün şahit oluyoruz ki artık şehirde peyzaj görmemiş oyun alanı bulmak neredeyse imkânsız. Şehir içinde kalan peyzaj alanları, insanlar gibi futbolun da nefes aldığı nadir mekânlar. Ancak kent sathında mekâna ilişkin taleplerin giderek katmanlaşması, futbol oyun alanlarının kentten dışlanmasına dair çarpıcı örnekler de oluşturmaktadır.