"Futbolun kendi potansiyelinde her şeyden önce bir oyun ve spor görüyorum"

"Futbolun kendi potansiyelinde her şeyden önce bir oyun ve spor görüyorum"

Banu Yelkovan | 01.07.2021


Popüler kültür bağlamında alımlandığı için üzerine çok çalışılmayan bir konu olsa da futbolun çocuk yazınında azımsanamayacak bir yeri var. Akran zorbalığına dikkat çeken ve arkadaşlığı pekiştiren bir oyun olarak futbol; ötekine saygı, centilmenlik, iş birliği gibi kavramlarının işlendiği, kaybetmeye dayalı olarak öfke ve üzüntü duygusuyla baş edebilme becerisinin geliştirildiği bir temsil alanı olarak futbol; tarihsel bir olayın aktarımında araçsallaştırılan futbol… Hatta çocuk okura rol model sunma motivasyonuyla şekillenen biyografik futbol yazını örneklerinden de söz etmek mümkün. Bu nedenle Çocuk Yazını yeni dosyasında “Futbol” konusuna odaklanıyor. Sizin çeşitli gazete ve dergilerde, bilhassa önemi spor mecralarında futbol üzerine düşünmeyi önemsediğinizi, futbolu farklı okuma pratiklerine açtığınızı, futbolun imkânlarını mesele edindiğinizi düşünüyoruz. Öncelikle şöyle soralım futbol sizce nedir? Sizi bu konuda düşünmeye ve yazmaya teşvik eden ne oldu?

Futbol dünyanın en yaygın sporudur, ama illa spor amaçlı yapılmak zorunda olmadığımız için her şeyden önce bir oyundur. Her spor gibi içinde hayata ve kişiye dair birçok kavram barındırır. Spor yapan çocuklar rekabeti, azmi, arkadaşlığı, cesareti, dayanışmayı, bir amaç uğruna işbirliği yapmayı, dolayısıyla takım oyununu, iyi bir antrenöre denk gelmişlerse oyuna ve daha önemlisi rakibe saygıyı öğrenirler, karşı takım olmadan oyun olmayacağını anlarlar. Kendilerini ve sınırlarını tanırlar. Sınırlarının ve yapabildiklerinin zamanla geliştiğini öğrenirler. Yetenek denen ve yücelttiğimiz motor becerilerin, ancak çalışmayla geliştiğini görürler. PSV Eindhoven takımının altyapı tesislerinin duvarında gördüğüm günden beri unutamadığım sözde olduğu gibi, “Çalışmak yeteneği yener. Eğer yetenek çalışmazsa.” kavramında olduğu gibi neyin neden önce geldiğini anlarlar.

Çocuklar doğaları gereği rekabetçi olsalar da, sporu  ve özellikle futbolu belli bir yaşa kadar kazanmakla değil, eğlenmekle özdeşleştirmek gerektiğini de eklemek isterim. Madem kitaplardan bahsediyoruz, o zaman tam bu noktada oyunu, futbolu ve hayatı anlamak için güzel bir kitap tavsiye edebilirim: Homo Ludens’te sınırları özellikle belirlenmiş zaman ve mekan içinde gerçekleşen, her türlü maddi çıkardan ve yarardan uzak olan, belirli kurallara göre ve belirli bir düzen içinde gerçekleşen eylem oyun olarak tanımlanır ve oyunun, tarihin her döneminde, hayatın her alanında kültürün temel ögesi olarak varlığını sürdürdüğü hatırlatılır. Maalesef modern çağlarda oyun hayatı zenginleştiren bir unsur olmaktan çıkıp bugünkü dar alanına kapanınca, katlanılması daha güç, renksiz ve tekdüze hayatlar yaşamaya başladık der. Çocuklara sporu bir oyun olarak konumlamak ve sevdirmek en azından onların, en azından çocuklukları boyunca renksiz ve tekdüze bir hayat yaşamalarını engeller belki?

 

Futbola dair birbirine zıt yaklaşımlar da mümkün. Bazı çevrelerin yorumlarına göre futbol, erkeklikle içli dışlı ve kötücüllüğü besleyen, vandallık kültürüyle ilişkilendirilen bir yerde alımlanırken, bazı yorumlarda bu durumun aslında futbolun haddi zatında kendiliğinden değil de işlenişinden kaynaklandığı yönünde. Birinci soruyla da ilişkili olarak siz bu noktada futbolun kendi potansiyeline bakınca ne görüyorsunuz? Felsefi bir bakışla futbolun kendinden kaynaklı negatif bir özü söz konusu olabilir mi?

Ben futbolun kendi potansiyelinde her şeyden önce bir oyun ve spor görüyorum. Ancak futbolun savaşa benzetilmesi ve eski çağların dövüşleriyle karşılaştırılması yeni bir benzetme değil. Bir kaptan liderliğinde sahaya çıkan ve kenardaki bir ‘general’ tarafından yönetilen iki ekip kazanmak için ellerinden geleni yapıyorlar metaforu, futbolu savaşa oldukça yaklaştıran bir benzetme. Bu sadece futbol için değil, özellikle milli takım düzeyinde yapılan neredeyse tüm takım sporları için geçerli bir benzetme üstelik. Eski çağlarda generaller ve savaşta başarı gösteren askerler halk kahramanı olur, halktan büyük sevgi saygı görürlerdi, şimdilerde benzer sevgi gösterileri sporculara, en çok da futbolculara gösteriliyor. Milyonları peşinden sürüklemek tanımlaması, çoğu zaman politik liderlerinin de ötesinde, futbolcular için yapılıyor. Eskiden gladyatörlerin savaşmasını izlemek için arenaları dolduran halk, artık (pandemi sekteye uğratsa da) stadyumların tribünlerindeler. Temeldeki duygu öldürmek değil, kazanmak olsa da sahadaki futbolcuların mücadelesi insanları heyecanlandırıyor. Bu durum son yıllarda sadece tribünlerde değil, futbolcu olarak yeşil sahada da sayıları artan kadınların gelişiyle de değişmiyor üstelik. Yine de futbolun kendi potansiyelinde hala ‘oyun’, hatta ‘güzel oyun’ var. Taraftarlar takımları kazandığında değil, iyi oynadığında daha mutlu oluyorlar. Mücadele dozu yüksek bir 0-0’dan duyulan haz, vasat oyunla alınan bir galibiyetin önüne geçebiliyor.

 

Son yıllarda Çocuk Yazını olarak çocuk okur için yazılmış telif ve çeviri eserlerde futbolu konu edinen metinlerde de bir artış yaşandığını gözlemledik. Çocuk yazını bağlamında futbol kitapları üretimi ve okur beklentisine dair gözlemleriniz nelerdir? Bir futbol okuru olarak sizin de okuduğunuz futbol konulu bir çocuk kitabı oldu mu? Sizin bildiğiniz çocuk okur için hazırlanan bir süreli yayın var mı?

Ben, özellikle oğlum olduğundan bu yana, çocuklarla ilgili yayınların günden güne arttığını şahsen gözlemledim, var olan çoğu şeyi okudum ancak spor konusunda hala başka ülkelerde bulduğum, yaşlara göre dili, çizimleri hatta renkleri ayarlanmış, anlatılan spor hakkında nitelikli bilgi veren kitapların sayısının çok az olduğunu düşünüyorum. Ünlü futbolcuların hayatlarını anlatan romanlar en sıklıkla rastladıklarım. Gerçi spor konusunda büyüklere yönelik kitapların sayısı ne ki çocuklara yönelik kitapların sayısı ne olsun da diyebilirsiniz ve haklı da olursunuz. Tüm gelişmelere ve önce İletişim sonra İthaki yayınlarının özel futbol serilerine rağmen spor kitapları hala yetersiz ve bir gün tekrar yurtdışına seyahat edebildiğimizde eminim yine kitapçıların spor reyonları önünde saatler geçireceğiz. Tabii günümüzde her şeye online olarak ulaşmak mümkün ve bu da bir nebze iç rahatlatıcı ama en azından yurtdışında olduğu gibi, en azından girdiğiniz herhangi bir takımın resmi mağazasında o takımın tarihi, önemli oyuncuları, değerleri hakkında, o takımı tutan çocuklara bilgi verecek, ilham verecek yayınlar olabilir. Satış kaygısı olmadan çocuklara yönelik en garantili alan, milyonlarca taraftarı olan kulüplerin resmi mağazaları olabilir.

 

Futbol ve toplumsal cinsiyet bağlamında bir takım oyunu olan futbol anlatılarında kadın kahramanların temsilinin azlığı üzerine ne söyleyebilirsiniz? (Anlatı bizim için illa kurmaca bir eser olmak zorunda değil. Bir köşe yazısı, bir şarkı sözü, bir tezahürat bile olabilir). Cinsiyet temelli bir futbol anlatısı çocuk okura ne söyler? Futbol konulu metinler yazan bir yazar olarak cinsiyet bağlamında karşılaştığınız bir olumsuzluk oldu mu? Okurlardan ne gibi tepkiler alıyorsunuz?

Bu soruya, özellikle kariyerimin ilk 10 yılında hep negatif yanıt verdim, kadın olduğum için herhangi bir olumsuzluk yaşamadığımı, bunun avantajını da dezavantajını da görmediğimi, erkek meslektaşlarım gibi aynı işi aynı şekilde yaptığımı söyleyip durdum. Son yıllarda, özellikle çocuk sonrası külliyen yanıldığımın son derece farkındayım ve ‘meğer ben feministmişim’ tadındayım. Futbol toplumsal cinsiyet alanında çok bereketli bir alan, her şeyiyle eril. Tezahüratları, oyuncuları, taraftarları ve yorumcuları bile! Cinsiyet temelli bir futbol anlatısı çocuk okurun hangi toplumda olduğuna bağlı olarak birşeyler söyleyecektir mutlaka. Türkiye’de ve dünyada, futbol içinde bulunduğu toplumun çok da uzak bir yerinde değil hiçbir zaman. Önemli olan çocuklara, küçük yaşlardan itibaren o farkındalığı yaratmak. Çoğu zaman çözüm farkındalıkla başlıyor ve çocuklar, bence izledikleri dijital platformlardaki dizilerin etkisiyle cinsiyet eşitliği, ırkçılık, ayrımcılık ve kapsayıcılık gibi konularda çoğu büyükten daha iyi noktada olabiliyorlar. Ben çocuklara yönelik spor neşriyatının artması gerektiğini her zaman düşündüm, hatta Socrates’in bir de Socrates Junior çıkarması gerektiğini hem hayal ettim hem iddia ettim hatta 2016 Avrupa Şampiyonası’nda ek olarak vermeye ikna bile ettim. Bir deneme yapıldı ancak yoğunluktan devamı gelmedi maalesef. Bence o alanda hala büyük bir ihtiyaç var. Kendimiz bildiğimiz için çocukların da o efsane oyuncuları, maçları, takımları, dönemleri bildiğini varsayıyoruz ama öyle değil. Hikayelerle harmanlanmış bilgiler spor kültürü açısından karşılığını bulacaktır.

Biraz da sizin köşe yazarlığınızdan ve düşünen spor dergisi diyebileceğimiz futbol dergilerindeki yayın tecrübenizden konuşalım. Çocuk Yazını olarak biz de aslında sizin futbola olan yaklaşımınız gibi çocuk edebiyatı metinlerini farklı okuma biçimlerine açmaya çalışma motivasyonuyla kurulduk. Sizce futbol üzerine düşünmek, yazmak Türkiyeli okur ve taraftara futbol entelektüelliği bağlamında nasıl bir etkide bulundu? Görülür bir değişimden söz edebilir miyiz?

Düşünen spor dergisinin temelleri zaten o taraftarın var olduğunu bilen, o talebin oluştuğunu hisseden bir grup idealist tarafından atıldı. Bu ülkede futbolun baskın olması, snooker’ın da izlendiği gerçeğini değiştirmiyor. Kitle daha az olabilir ama bağlılık karşılaştıracaksak, tenis severlerin tenise olan bağlılığı da, kış sporları izleyen insan sayısı da, voleybol severlerin ilgisi de az değil. Siz ‘zaten izlenmiyor’ noktasından çıkıp bazı şeyleri yok saydığınızda, ekranlarda göstermediğinizde, izlenip izlenmediğini anlayamıyorsunuz ki? ‘Düşünen Spor Dergisi’ sloganı, ünlü Yunan filozof Socrates ile Brezilyalı futbolcu Socrates’in kesişmesinden çıktı. Brezilyalı Doktor Socrates’in futbol sahasının gördüğü en doğru isimlerden biri olmasıyla bence şahane denk geldi.  Hikayeyi Bağış Erten, Caner Eler ya da Can Öz çok daha derinlemesine anlatabilir size. Gözle görülür bir değişimden ya da gelişmeden söz edebilir miyiz bilmiyorum ama en azından kendilerini yalnız ya da azınlıkta hissedenler bir mecra bulmuş oldu ve hiç de zannettikleri kadar yalnız olmadıklarını anladılar.

 

Futbolcu biyografileri odağında, (önsözünü sizin yazdığınız Cantona: Kral Olcak Asi biyografisini de belki düşünürsek) futbolcuların çocuklukları çocuk okur için ne söyler? Yaptığınız araştırmalarda gazete ve dergilerde çocuk futbolculara ya da futbolcuların çocukluklarına dair karşılaştığınız ilginç anekdotlar oldu mu? Sizce futbol ve futbolcuların en çok hangi özelliği bu anlatılarda temsil ediliyor, ön plana çıkarılıyor?

Çoğu sporcunun hayat hikayesi aslında aynıdır: Zorluklar içinde geçen bir çocukluk, çok çalışma, asla pes etmeme, er ya da geç başarıya ulaşma olarak özetleyebiliriz. Cantona’nın hikayesi bu anlamda belki biraz farklı, çünkü orada aslında altyapıdan itibaren aynı asi ruh ve karşısındaki kim olursa olsun çatışmaktan korkmayan bir karakter var. Yolu bir noktada Manchester United ve Alex Ferguson’la kesişmese, belki bugün adını bile hatırlamayacaktık. İkinci yarısı tam bir peri masalı. Cantona’ya da peri diyerek bence teşbihte hata olmaz özdeyişini de yerle bir ettim ya neyse! Konuya geri dönersem, bir süredir bir spor psikoloğu arkadaşımla tam da bu konuya kafa yoruyorum. Sporcuların hikayelerinde başlangıçta bahsettiğim aynılığın ötesinde ve yeteneğin arkasında kalan kavramların peşine düştük. Başarıda yetenek kadar önemli, hatta çok daha belirleyici diğer kavramları anlatacağımız, daha da önemlisi o kavramları hayatınıza nasıl katabileceğiniz konusunda alıştırmaların da olduğu farklı bir kitap yazıyoruz. Bu diğer kavramlar olmadıkça, Allah vergisi yetenek ve yeteri kadar fakir olmak dışında başarıya giden başka bir yol yok gibi oluyor. Ama var.

 

Bu sayımızda Kaptan Tsubasa çizgi filmi ile ilgili bir inceleme yazısı var. Orada yazarın sorduğu şöyle bir soru mevcut, çizgi film serisinde futbol olumlu bir şekilde yer alıyor, kazanmak da kaybetmek de çocukların gelişimlerini zedelemiyor, aksine iki durumda da hep iyi yönde destekliyor. Peki gerçek hayatta böyle mi, futbol oynayarak büyümenin, bir alan olarak futbol kurumunun çocukların kişilik gelişimleri için olumlu bir etkisinden söz edebilir miyiz?

Eskiden sadece Tsubasa değil, diğer çocuk çizgi filmleri de Türk filmleri de yabancı diziler de aynen öyle değil miydi?  İyiler, başlarına türlü kötü şeyler gelse de sonunda kazanırdı, kazanamasalar da en azından olumlu tavırlar yüceltilir, değerleri teslim edilirdi. Zengin fabrikatöre karşı ‘Yaşar Usta’ idik hepimiz. Gerçek hayatta futboldan tsubasa’ya çıkan yolda, yolunuzun doğru bir antrenörle kesişmiş olması lazım. Kendi hırslarını bitirememiş, hayalleri yarım kalmış ya da hayatı kendi kariyerinden ibaret tutan bir antrenörden Tsubasa’ya çıkmak zor. Enseyi karartmayalım noktasında azınlıkta olsalar da Altınordu kulübü gibi, iyi insan olmayı iyi futbolcu olmanın önüne koyan ve değerler üzerinden futbolcuyu ve takımı inşa etmeye çalışan kulüpler de yok değil. Her şeye rağmen, spor yapmak, yapmamaya nazaran çocuğun gelişiminde daha pozitif bir etki yaratacaktır. İlla kazanmak açısından bakacaksanız da, maçta kazanmak yerine başta fiziksel, sonra değerler olarak kazandıklarınıza bakabilirsiniz belki?

 

Şimdilerde sokak aralarında kalan küçük arsalarda mahalle maçlarının yapıldığı, kutu kola şişesinin ezilerek top hâline getirilip futbol oynandığı zamanlardan, sadece sokak futbolunun değil saha futbolunun da fiziki olarak daha az deneyimlenebildiği zamanlara geçtik de diyebiliriz. Hatırlarsanız 90’lı ve 2000’li yıllarda taso, futbol kartları gibi revaçta olan oyunlar da vardı. Belki biraz nostaljik bir soru olacak ama kıran kırana maçların yapıldığı sokak arası sahaların da kalmaması gibi bu tip oyunlar da günümüzde pek kalmadı. Dijital kültürün ve playstation teknolojisinin etkisiyle futbol ekranlarda oynanan, deneyimlenen bir sektör hâline geldi. Sizce bu değişim nasıl okunabilir? Çocuk öznenin futbolla kurduğu ilişkide nasıl bir farklılık gözlemliyorsunuz?

Kendi adıma şunu söyleyebilirim, bugüne kadar kendisine birlikte oyun oynamayı teklif ettiğiniz hiçbir çocuğun sizinle oynamak yerine bilgisayar oyununu tercih ettiğini görmedim. Denemesi bedava kategorisinden, ipad oynamakta olan bir çocuğa sokağa çıkıp birlikte futbol oynamayı ya da dışarı çıkmaya bile gerek yok, birlikte kutu oyunu oynamayı teklif edin, bakalım ne olacak? Sorgulanması gereken, onların dijitale olan merakından çok, bizim zamansızlığımız ve yorgunluk yüzünden kolaya kaçmamız olabilir mi acaba? Kabul, sokakta oynamak eskiye göre daha zor olabilir, ancak bu elektronik oyunların yeni bir sosyalleşme aracı olduğunu, çocukların yeni tanıştıkları bir akranlarıyla 5 dakikada içerisinde oynadıkları oyunlar üzerinden arkadaşlık kurabildiklerini ve sohbet edebildiklerini de atlamayalım. Üstelik oynadıkları oyunlar global olarak ortak olduğundan, sınırlar ötesinde de gerçekleşen bir durum bu. Çocuklar için futbol artık sokakta oynadıkları ya da ekranda izledikleri bir şey değil. Bilgisayarda veya playstationda oynadıkları bir oyun aynı zamanda.

 

Taraftar gruplarının parçası olmak da genellikle çocukluk yıllarından başlayan bir aidiyetlik kurma meselesi. Bir Galatasaraylı olarak sizin taraftarlık tecrübeniz ne zaman başladı ve nasıl gelişti? Bir çocuk için taraftar olmak ne gibi anlamlara gelebilir?

Hiç kimse durup dururken taraftar olmaz. Ya ailede bir spor merakı vardır, ailecek tutulan bir takımın etrafında neredeyse aile geleneği olarak taraftar olursunuz. Bazen benzer sebeplerden tepkisel olarak rakip takımı tutarsınız. Bu kadar demokratik ve kişisel sebeplerle takım tutmak başka hiçbir ülkede yok.  Oralarda takım tutmanın daha sınıfsal, dinsel, kültürel kökenleri var. Bizde arkadaşınızla birlikte maça gidebilmek için (belli bir yaşa kadar) takım bile değiştirebilirsiniz. Yani o aidiyet, takımla olduğu kadar sosyal çevrenizle olan bir aidiyet hikayesidir. Benim taraftarlık hikayem sporsever bir babanın, evde sürekli spor izlemesinden kaynaklanan ve iki kız kardeşin bir noktada oturup onunla izlemeye başladıkları bir tutkunun sonucu. Ancak babamızın değil, dayımızın ve kuzenlerimizin takımını tuttuk. Onlar üzerinden şekillendi taraftarlığımız ve Florya’da büyüdüğümüz için bir bakıma da evimize en yakın ‘semt takımını’ tutmuş olduk. Bir çocuk için taraftar olmanın çok farklı anlamları vardır; yetişkinlerle ilk eşit sohbet anlamına da gelebilir, ilk ortak konu da olabilir, maç izleme ritüeli veya stadyuma gitmenin büyüsü de çıkabilir altından. O çocuğun, o taze gözlerle gördüğü ve ilgisini çeken her şey de aslında futbolun folklorudur, kültürüdür.

 

Son olarak futbolun tarihselliğinde çocuk özneye bir kurum olarak futbol ne vaat ediyor? Futbol politikalarının değişiminin futbol kulüplerinin alt yapısına etkisi nedir/ne olabilir?

Futbol politikasının değişiminin etkilerini konuşabilmemiz için, önce bir futbol politikasının olması gerekir. Bizim üzerine konuşabileceğimiz bir futbol politikamız yok, sadece birtakım dönemsel kararlarımız var. Üst yapıya bakmaktan altyapıya bakamadığımız için etkisinin ne olabileceği konusunda da doğrusu bir fikrim yok.


İşbu Web sitesi ve tüm sayfaları Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na tabidir ve içeriğine ilişkin her türlü ses, görüntü, yazı içeren bilgi-belge,marka ve her türlü fikri ve sınai haklar ile tüm telif hakları ve diğer fikri ve sınai mülkiyet hakları Çocuk Yazını'na aittir.