Popülerleşen ve Tüketilen Bir Ürün Olarak Dune’da Sistem Eleştirisi

Popülerleşen ve Tüketilen Bir Ürün Olarak Dune’da Sistem Eleştirisi

Frank Herbert’ın 1965 tarihli ünlü bilimkurgu romanı Dune 2021 yılında Denis Villeneuve’ün yönetmenliğiyle yeniden filmleştirildi ve Netflix’te yayınlandı. Uzun bir roman serisinin[1] ilk bölümü olan Dune Çöl Gezegeni henüz çekim aşamasındayken Brian Herbert ve Kevin J. Anderson tarafından 2020 yılında grafik roman türüne adapte edildi. İşte bu taze çizgi roman bu yazının ana malzemesini oluşturuyor. Dune, mitolojik anlatılar, yeni ahit ve sayısız modern öncesi ve erken modern hikâye külliyatlarının en çok kullandığı “genç ve acemi oğulun (novice) olgunlaşma yapısı” olarak tanımlanabilecek yapıyı dünya gerçekliğinin ve zamanının dışında bambaşka bir bağlamda yeniden yazdığı en etkili örneklerinden biridir. Romanın en başında yer alan ünlü alıntıda “İnsan bilinçaltının derinliklerinde, anlamlı ve mantığa uygun bir evrene duyulan yaygın ihtiyaç yatar. Ama gerçek evren mantığın hep bir adım ötesindedir” denilirken söz edilen anlamlı ve mantıklı evren aslında burada kullanılan anlatı yapısı ve içerik ortaklığını ima eder. Ancak heybesi bu kadar dolu olan bu romanın 2021 bağlamında bir tüketim nesnesi olarak yeniden üretiminin romanı tümüyle bugünün kültür imajlarıyla yüklü yepyeni bir malzemeye dönüştürüyor.

 

2010’lardan itibaren yenilikleriyle birlikte insan hayatını dönüştüren internet, farklı bir kültürel ortam (medium) olarak anlamın kendisini (message) yeniden ve yeniden üretmeye devam ediyor. İçinden geçtiğimiz bu nebulayı post-modernizmle tanımlamaya çalışmak demode ve yetersiz bir uğraş olabilir. Bu yeni izlenme ve görülme odaklı tüketim deneyiminin en önemli özelliği sadece nesnelerin değil, Dune gibi yüklü; kendisinden sadece kitaplar, filmler, çizgi romanlar değil bilim kurgu türünün üretilme ve algılanma biçimlerini; insanın geleceğin teknolojisini ve uzayı hayal etme biçimini çıkarmış bir malzemenin ima ettiği tüm “fikirlerin” nesneleşip tüketilebilen bir şeye dönüşmesi anlamına geliyor. Bu gereğinden fazla uzun iddiayı tartışmaya bu nedenle satıldığı yerden başlamak istiyorum.

 

Bu yazının odak metni olan Dune’u almak için gittiğim kitapçının oldukça geniş ve çeşitli çizgi roman bölümünün önüne geldiğimde kabul etmeliyim ki şaşırdım. Çizgi romanın bu kadar ilgi odağı olduğunu daha önce pek de uğramadığım çizgi roman bölümünün kapsamını görünce fark etmiş olduğum için açıkçası hayıflandım. Yanımda Japon mangalarına bakan biri 11 diğeri 14 yaşında iki genç okura açıkça ilgilerini neyin çektiğini, neden çizgi roman okuduklarını sordum. Mangaların sert içerikleriyle mi ilgilendiklerini, roman okuyup okumadıklarını ve romana nazaran çizgi romanı tercih edip etmediklerini sordum. Farklı çizgi romanlar da okuyan bu genç hanımlar; aynı çizgi romanların hemen yan kısımda roman versiyonları da olmasına rağmen, bu türü tercih ediyordu ve cevap “resimli olmasını seviyorum, izlemiş gibi oluyorsun”du. Yani mesele içerik veya okurken ne kadar zaman aldığı değil de görülebilir olmayla mı ilgiliydi. İşin aslı bugün yeniden çizgi roman okumaya başlayan okurun bu sorulara vereceği çeşitli cevapların hiçbiri bu yazıyı doğrudan ilgilendirmiyor. Bizim için önemli olan şey yeni izleme ve görülme kültürünün tüketilebilecek bir unsur olarak her şeyi içine alabilir olmasında gizli.

 

Yine Netflix’te çıkan Don’t Look Up (2021) filmi için yapılmış bir Youtube eleştirisinde

Film hem medyanın hem de politikacıların  yaklaşmakta olan meteor tehdidini görmezden gelmelerini veya görmezden gelmediklerinde de durumu kendi çıkarları için kullanmaya çalışmalarını eleştiriyor… Adam Mackane filmi yazarken insanların ve politikacıların küresel ısınmaya karşı verdikleri tepkileri düşünmüş ama doğrudan bir küresel ısınma hikâyesi anlatmak yerine bir meteor hikâyesi anlatmaya karar vermiş… Şu an izlediğiniz video, bu kanal, takip ettiğiniz tüm influencerlar, Hollywood ve Don’t Look Up filmi bile eleştirdiği kapitalizme hizmet ediyor… Ben de şu an Don’t Look Up’ın eleştirdiği şeyin parçası olmasını eleştirdiğim videodan para kazanıcam.(Filme Gitmden Önce, Don’t Look Up Film İncelemesi, Youtube)

 

Bu eleştirinin en önemli bölümü, filmin yorumlandığı kısım değil; en önemli kısım hayati önemdeki bir insanlık sorununa yönelik bir yönetmenin getirdiği bu bakış açısının kendisinin bile bir tüketim nesnesine dönüşüyor olmasında gizli, eleştirinin kendisi bile. Bu yazının kendisi bile!. Önemli bir mesele hakkında gerçekleştirilen en ufuk açıcı eleştirinin bile bu işleyişe katkı sağlama potansiyeli taşıdığını bize hatırlattığı için bu eleştiri burada söz edilmeye çalışılan insanı eyleme geçirmesi beklenen dönüştürücü fikrin şeyleşmesi ve tüketilip kenara konabilir hâle gelmesinde oldukça destekleyici. Peki bu neyi sağlar? Bunu anlamak için Aristoteles’in katharsis kavramanı hatırlamak gerekir. İnsanların trajedi ve komedi türleriyle gülerek ve ağlayarak sağaltım yaşadıklarını, içlerindeki acıdan, sıkıntıdan kurtulduklarını savunan katharsis deneyiminin yeni bir türle, internet platformlarının ürettiği yeniden üretimlerle gerçekleşmesi sağlanmış olur aslında. Çok önemli gördüğümüz hayatımızı etkileyen, eleştirilmesi gereken şeyler hakkında izlediğimiz her şey bizde böyle bir etki uyandırır. Telefonu veya bilgisayarı kapatıp rahatlamış olarak hayatımıza devam ederiz.

 

Netflix’te Dune gibi yeniden filme ve diziye uyarlanan başka romanlarının aynı çizgi roman rafında yan yana dizilmiş olduğunu görmek bile; onları her birinin ayrı bağlamları olan anlatılar olmaktan çıkarıp Netflix aracılığıyla yeniden dolaşıma giren ürünler olarak karşımıza dizer. Hepsinin ima ettiği fikirler, içine doğdukları kültürel ortamlar bu yeni konumda eşitlenir ve belki de silinir. Peki, Dune’a bir metin olarak geri dönelim artık, biz burada tam olarak hangi fikri tüketiyoruz? Bizi rahatlatıp hayatımıza devam ettiren şey ne?

 

Bu soruyu cevaplamak için yazının başında söz edilen ortak anlatı yapısına kısaca değinmemiz gerekiyor. Bu yapı temelde insanoğlunun kendisini keşfetme, gerçekleştirme ama bunu yaparken en çok da içine doğduğu dünya düzenini/babasının düzenini dönüştürmesi ve eski düzeni yepyeni bir biçimde yeniden tesis etmesi üzerine kuruludur. Burada tüketilen fikir de sistem eleştirisi ve sistemi dönüştürme itkisinin kendisidir. Önce The Platform, ardından Squid Game ile büyük bir popülarite yakalayan insan ekonomik sisteminin eleştirilmesinin büyükbabası sayılabilecek Dune’un bu nedenle en önemli yapısal bağlamıdır aslında. Herbert bunu bir alt metin olarak kuruyor muhatabının odağını(focalizer) olay örgüsüne odaklıyor. Bu durum çizgi roman için de geçerli görünüyor. Zira romanı adapte eden isimler de romana sadakat konusunda özel bir çabaları olduğunu “Dune’a kendi yorumumuzu getirmekle ya da kendi özel damgamızı vurarak öyküyü değiştirmekle ilgilenmiyorduk. Bunun safi Dune olmasını istiyorduk- bölüm bölüm, sahne sahne” (önsöz) diyerek ortaya koyarlar. Burada muhatap, her şeyden önce bir komplonun hikâyesini okur, gerçekleşeceği tekrar tekrar söylenen bu komplonun adım adım her olayla ve ihanet potansiyeliyle şekillenen evrimine şahit olur.

 

Ancak Villeneuve filminin bir sistem eleştirisi olarak algılanmasını ve bu sistemin de olabildiğince insanlık tarihinin sömürgecilik deneyimiyle özdeşleşmesini ister ve bu yönde bir kurgu yapar. Dune’un yazıldığı dönemin ideolojik bağlamına kısaca değinirsek bunun nedeni çok daha iyi ortaya çıkacaktır. 1965 yılında bu roman basıldığında, bağımsızlığını ilk kazanan Afrika ülkesi olan Gana henüz yalnızca sekiz yaşındaydı; Kongo’yu özgürlüğüne kavuşturmaya çalışırken Belçikalı görevlilerce iki gün işkence edilerek öldürülen ve bedeni asitle eritilerek yok edilen Kongo’nun seçilmiş başkanı Patrice Lumumba[2] öleli dört yıl olmuştu; 1954’ten 1962’ye kadar süren uzun ve kanlı Cezayir Bağımsızlık savaşı sonuçlanalı yalnızca üç yıl olmuştu.[3] Diğer bir deyişle Dünya ve sömürge sahibi hükümetler savaşların, tartışmaların yaşandığı kanlı bir sürecin içinden geçmekteydiler. Dune bu kanlı, sert ve eski düzeni temelden dönüştürmeye çalışan deneyimin ideolojik bağlamı içinde yazılmıştır. Dune’un eleştirdiği düzen gerçek, çetrefilli ve tek yönlü olmayan bir düzendi. Filmin önerdiği çözüm de bu nedenle sömürgecinin elini tümüyle kesip atmaz. Bir aydınlanma aktarımı üzerinden fiziksel eziyetten azade, manevi açıdan gelişmiş yeni bir yönetim kurmayı önerir.

 

Kitabın filmleştirilme biçiminde karşımıza çıkan düzen eleştirisi ise bu bağlamların hiçbirine sahip değildir. Villeneuve’ün sistem eleştirisi nostaljik bir veriden, kötü bir hatıradan, genel geçer bir ifadeden ibarettir. Film bunu her yönüyle stereo tipleştirerek merkezine alır. Bu nedenle Herbert sistem eleştirisini hareketli bir olay örgüsünün temeline saklarken Villeneuve olabildiğince öne çıkarmaya çalışır. Romanın ve çizgi romanın asıl odağı olan komplo izleyicinin gözünden doruk noktasına kadar neredeyse kaçırılır.

 

Yönetmenin bunu yaparken kullandığı en önemli teknik yöntem ise “her şeyi bilen anlatıcıdan” “karakterin bakışına” yani Paul’ün olayları algılama biçimine odaklamış olmasıdır. Muhatap filmde Paul ne görüyorsa onu görür ne öğreniyorsa onunla birlikte öğrenir. Film Paul’ün rüyaları, iç görüleri ve kaygılarına odaklanırken çizgi roman aynı anda gerçekleşen birçok olayla ve diğer karakterlerin zihinlerinden geçenlerle adım adım işlenir. Çizgi roman her karakterin aklından geçenleri sunduğu için, asıl hainin Dr. Yueh olduğunu birkaç sayfa sonra öğrenmiş oluruz. Aynı zamanda diğer potansiyel hainler üzerinden ilerleyen olayın gerilimini de daha fazla hissederiz. Karakterler komplo hakkında açıkça konuşur. Olayların çatallanma potansiyelini bu sayede çok daha yakından hissederiz. Aynı zamanda hainin iç çelişkilerini, huzursuzluklarını da görme şansımız olur. Villeneuve ise filmde komplonun gerçekleştiği ana dek haini ifşa etmez. Paul’ün dışında kimsenin iç dünyasını izleyiciye göstermez. Bu eksik bilgi elbette Dune’u hiç bilmeyen bir izleyici kitlesi için merak faktörünün tepe noktasına kadar yükseltilebilmesini sağlama işlevi edinir. Yukarıda söz edilen sistem eleştirisi vurgusunu sağlayan şey de burada yatar. Karakterlerin iç dünyaları, çatışmaları, kimin hain olduğunu anlamaya çalışma süreci tamamen çıkarılmış onun yerine filme uzunca bir yer tutan Paul’un Dune’a dair rüyaları ve iç görüleri genişletilerek, tekrar tekrar sergilenmiştir. Çizgi romanın sadece tek bir karede verdiği (24) ve sadece iki kez söz ettiği bu görüler ve rüyalar, filmde toplum ve sömürü düzeni atmosferi oluşturacak kadar ayrıntılıdır. Fremenlerin savaşları, çabaları, yaşam koşulları, baharatın bir sömürü malzemesi olarak bir toplumu esarete yakın yaşamaya mahkûm edişi filmin öne çıkan en önemli yanıdır. Fremenleri sömüren Harkonenler olumsuz Batı imgesini, Paul’ün bir Mesih olarak tek başına temsil ettiği Atreidisler ise Doğu’ya bilgiyi ve düzeni taşıyacak olumlu bir Batı temsilini üretir. Burada Villeneuve’ün en önemli katkısı, Herbert’ın romanına dayanan bu fikri, ne yapılırsa yapılsın kaçınılmaz bir dönüşüm olarak kurgulanan bu unsuru bir yabancıdan, yerliye dönüştürme çabasında yatar. Paul’ün çizgi romanın sonunda babasının kaybıyla bir varoluşsal buhrana girdiğini, görülerinden ve kendinden ürktüğünü görürüz.

 

İlk kitap babadan ayrılış ve düşüş (descent) olarak adlandırabileceğimiz anda biter. Karakter bu en dipten kalkmak, yolculuğuna devam etmek zorundadır. Bu sistematik bütünüyle yapının işleyişiyle ilgilidir. Herbert düşüşü psikolojik bir travma olarak kurgular. Oğul sadece Dune’a ve Fremenlere değil kendisine de yabancıdır bu anda. Ancak film en baştan itibaren kendisini bu gezenin ve toplumun bir parçası hisseden içeriden, dingin ve tutarlı bir zihinle çizer onu. Kumlara ayaklarının değişini ve baharatla fiziksel olarak etkileşime girmesini çizerken bile Paul’ün kendi keşfetmeye başladığını görürüz. Bu anlamda Herbert’in sıkı sıkıya bağlı olduğu mitik, dinsel anlatı yapısı Villeneuve tarafından parçalarına ayrılır ve yeniden kurgulanır. Diğer bir deyişle, Villeneuve’ün Paul’ü; babasının -o yok etmese de- yok olan dünyasına; sömürülen bir toplumu kurtarmak, yeni bir düzen getirmek, ideal bir baba-yönetici olarak karşımıza çıkan Leto’nun düzenini bu çöl topraklarında yeniden tesis edecek olan oğul olarak dışarıdan bir sömürücü olarak değil içeriden bedevi doğmuş bir ruh olarak, zihni hep bu çöl toprağına bağlı bir başkahraman olarak çizilir.

 

Çizgi roman aynı zamanda tek katmanlı bir olay örgüsü üzerine kuruludur. Ancak Villeneuve filmin olay örgüsünü çoklu ihtimaller sistematiği olarak kurgular. Çizgi romanın sonunda Paul ve annesinin kaçıp çölde tek başlarına kaldıkları çadır sahnesinin Paul’ün ilk kez baharata bu kadar maruz kaldığı an olduğunu görürüz. Bu andan itibaren bilinç düzeyinde belirgin dönüşümler yaşamaya ve yukarıda da söz edilen farkındalık krizini yaşar. Annesine “Geleceği görebiliyorum…ama bu kontrolümde olan bir şey değil gibi … bazı yerleri göremiyorum…gölgeli yerleri… sanki bir tepenin ardındalar çatallanan yollar da var” (169) derken görülerinin tek ve mutlak bir geleceği değil, çatallanan net olmayan yani çoklu bir geleceği görebildiğini söyler. Yönetmen ise filmde, çölle ve baharatla temas anını çok daha erkene çeker. Çöl solucanının baharat işçilerine saldırdığı sahnede Paul de diğerleriyle birlikte işçileri kurtarmak için çöle atlar ve bu andan itibaren baharatın görülerini kuvvetlendirdiğini görmeye başlarız. Film anlatmak yerine gösterir ve aynı zamanda bize çok ihtimalli ve çok sonuçlu bir olay örgüsü verir. Örneğin Duncan İdaho’yu görülerinde Fremenlerin arasında, onlardan biri olmuş olarak görür. Roman ve çizgi romanda da tam olarak olan budur. Ancak Villeneuve başka bir hikâye yazar ve İdaho Paul ve annesini komplo sırasında korumaya çalışırken ölür. Yani film Paul’un görülerinin aynı şekilde sonuçlanmayabileceğini gösterir bize. Üstelik bunu birçok kez yapar. Tercihlerle, alınan kararlarla geleceğin değiştirebileceğini anlarız. Filmdeki bu seçimler de son dönemlerde Rick and Morty ve son Spiderman filminde gördüğümüz çoklu evrenlerin konu edildiği ve gerçekliğin çoklu ihtimaller üzerinden gerçekleştiği popülerleşmenin etkisini hissettirir. Diğer bir deyişle Dune yalnızca Villeneuve’ün damgasını değil içinde yer aldığı tüm bir endüstrinin, popüler eğilimlerin ve yeni izleme/görülme deneyiminin damgasını üzerinde taşır. İzleyicisine insanoğlunun güncel ve tarihsel hikâyesine dair çok önemli, çok ciddi bir eleştirel başyapıt izleme hazzını verir. Ancak temelde tüketilen şey bu fikrin, haz anının kendisidir.

 

Son olarak doğrudan çizgi romana ve adapte edilme tekniğine değinerek bu tartışmayı sonlandırmak istiyorum. Çok daha karanlık, kaotik bir atmosfere sahip olan çizgi roman kelime seçimlerinin, gezegen, iklim, ekipman, teknoloji tasvirlerinin çok yoğun olduğu yani grafik bir anlatıma sahip olan Dune’u çok iyi yansıtıyor. Daha önce sinema adaptasyonlarının çekilmesine[4] rağmen romanın çizgi romana adapte edilmediğini de görürüz. Çizgi romanın bir tür olarak Netflix’in muhatap aldığı yaş grubundaki yükselişinin bu taze adaptasyonun elimize geçmesinde etkili nedenlerden biri olabileceğini gösterir.

 

Kullanılan yöntem ise hiç bilmediğimiz bu gezegenlerin dünyasını, teknolojilerini veya mentatlar gibi aslında çok önemli ve belirleyici karakterleri açıklayan, bilgi veren bölümlerin oluşturulmadığını görürüz. Tüm bu önemli unsurların detaylarda verildiğini görürüz. Yani filmin aksine çizgi roman Dune evrenini zaten bilen bir okura hitap eder. Filmi izleyip daha fazlasını bilmek isteyen ancak, romanı da okumayı tercih etmeyen okura sanki bu çoklu ihtimaller dünyasının başka ihtimallerini göstermek ister gibidir. Bu nedenle hareketli olay örgüsü kadar, belli bir hissi aktarmayı amaçlayan çizimlere odaklanılmış gibidir.

 

Romanın bölümleri sayfalara iyi biçimde bölümlenmiş ve her sayfa o bölümün yarattığı hissi, muhatapta uyandırmak istenen tepkiyi üretmek üzere resimlendirilmiş gibidir. Bunu bir örnek üzerinden göstermek istiyorum. Yanda gördüğümüz sayfa, hikâyenin hemen başlarında yer alan, “insanlık testi”nin gerçekleştirildiği bölümü resmediyor. Bene Cesserit’lerin başrahibesinin gelip, Paul’ü ilk sınavından geçirdiğini gördüğümüz bu kısmın en önemli odak noktası fiziksel acı ve bu acıya karşı verilen tepkidir. Fiziksel acıya karşı verilen temel içgüdüsel tepki acıdan kaçmaktır. Fakat insan acıya karşı başka sebeplerle çok daha farklı tavır gösterebilir. Rahibe ana da Paul’den elini bir kutuya sokmasını ister. Eğer elini kutudan çekerse rahibenin elindeki zehirli iğneyle öldürülecektir. Öleceğini bilmenin bilgisi Paul’ü acıya karşı dayanıklı yapan, sabır göstermesini sağlayan şeydir. Bilgi ve irade iki ayaklı hayvanı insan yapan şeydir. Bu kısım bu nedenle acının kendisini resmetmeye odaklanır ve bunu filme göre çok daha başarılı biçimde yapar. Acı içindeki Paul ve rahibenin iç içe geçmiş, üst üste binmiş varlıkları, Paul’un karanlık tarafa evrilen ruhu sonda yaşadığı kimlik kriziyle birlikte çok daha anlamlıdır. Annesinin Harkonen baronunun gayrimeşru kızı olduğu bilgisine eriştiği bu son sahnede, kötülüğün bir parçasını içlerinde taşıdığını anladığı için bu krizi yaşar. Bir kaos ve manevi, psikolojik düşüş anı ile son bulan çizgi roman, bu karanlık ruh hâlini ve içten içe çürümüş imparatorluk atmosferini yukarıdaki gibi çizimlerde kullanılan ustalıklı imalarla çok iyi ortaya koyar.

 

Bir satış projesinin parçası olması bir yana bu adaptasyon Dune evrenini ve romanın üzerine kurulu olduğu insanlık tarihinin anlatı sistematiğini yeni bir ideolojik bağlamı eleştirmek için oldukça iyi biçimde resmeder. Modern sömürüyü ve zalimliği eleştirse de yine de bu sömürge toplumunu yönetmeyi kan hakkıyla kazanmış; ayrıcalıklı, seçilmiş bir kurtarıcı ve Mesih figürü üzerinden bir aydınlanma getirme iddiasının olumlandığını görürüz. İçinden geldiği eski sistemin kötülüğünün bir parçasını içinde taşıdığının bilgisine sahip olan, dünyevi hırslarından arınmış bir sentez Mesih figürü olarak Paul sömürünün tamamen ortadan kalktığı bir düzen değil, yeniden “daha yüksek” biçimde kurulduğu bir düzenin kurucusu olmak için yolculuğuna devam edecektir.

 

Sonuç

Dune içinden geçtiğimiz yüzyılda yaşadığı en önemli kırılmalardan biri olan sömürgeciliğin yasal olarak son buluşunun ideolojik bağlamı içinde üretilmiş bu nedenle de “içine doğulan düzenin/babanın düzenin yıkılıp oğulun çok daha iyi bir düzen tesis edeceği” bir geleceğin özlemini kurar. Bu önemli sömürgecilik ve sistem eleştirisini ise mitik, antik, ahitçi, geleneksel, erken modern gibi çok çeşitli bağlamlarda her kültür tarafından yeniden ve yeniden üretilmiş bir anlatı yapısını yeniden üreterek yapar. Bir bilim kurgu başyapıtı olması kadar Dune’u önemli yapan şey bu kurgu ve içerik ortaklığıdır aslında. Üzerine konuşacak sayfalarca malzeme veren bu önemli yapıtın çizgi roman uyarlaması ise bizlere bambaşka bir kültürel ve ideolojik bağlam sunar. Yukarıda uzun uzun söz ettiğim bu kültürel yük film ve çizgi romanın üretim bağlamında yalnızca tüketilecek bir fikre, popüler olmuş bir konuya, yeniden ilgi çekici olmuş bir çizgi roman türüne dönüşür. Bu nedenle 2012-2020’lerin internet kültürünün her şeyi bir görüntüye, başlayıp bitecek bir videoya dönüştüren sistematiğinin iyi bir örneğidir.

Burada hatırlamamız gereken şeyse hâlâ içinden geçiyor olduğumuz bu kültürel ortamın bizi nereye götüreceğini kestirmenin çok da kolay olmadığı. Tüm Dünya bu ortak izleme ve izlenme deneyimi ile -elbette covidin de etkisiyle- bir düzen değişimi talebi içinde bulunuyor olabilir. Bu umut ve beklenti türün böylesine popülerleşmesini bize açıklayabilir. Çin’de ve Amerika’da son aylarda yaşanan toplu istifaların, köklü yaşam ve çalışma biçimi değişikliklerinin göstergesi olarak da görülebilir. Fakat gerçek hayat bu kadar mantıksal yaşanmaz; aksine mantıksızdır, sapmalarla, garipliklerle de yüklüdür. Her şeyi tükettiğimizde geriye ne kalacağını belki de tahminimizden çok daha erken görebiliriz.

 

 

 

Kaynakça.

Herbert, F. Dune. 1965

Herbert, F. Dune, Grafik Roman, 1.Kısım. İthaki, İstanbul, 2020.

Villeneuve, Denis. (Yön.). Dune Çöl Gezegeni. Kaliforniya: Legendary Pictures, 2021.

 

 

 

 

 


[1] Dune (1965), Dune Messiah (1969), Children of Dune (1976), God Emperor of Dune (1981), Heretics of Dune (1984),  Chapterhouse: Dune (1985)

[2] Bir Peygamberin Ölümü (La Mort du Prophete, 1990) başlıklı belgesel bu süreci oldukça ayrıntılı biçimde ortaya koyar.

[3] Battle of Algiers (1966), Dune’dan yalnızca bir yıl sonra çekilmiştir.

[4] David Lynch’in 1984 tarihli filmi ve SciFi Channel’ın mini dizisi.


İşbu Web sitesi ve tüm sayfaları Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na tabidir ve içeriğine ilişkin her türlü ses, görüntü, yazı içeren bilgi-belge,marka ve her türlü fikri ve sınai haklar ile tüm telif hakları ve diğer fikri ve sınai mülkiyet hakları Çocuk Yazını'na aittir.